Astroloji Gündeminin Haftalık Konusu

 

 

Siyaset  Hayatı

Hayatın vereceği bir yudum tat

Delilik  Nedir  ?

Örümcek ağları sarılmış kafaların gösterisi

12 Eylül 1980

 

VEDİK  ASTROLOJİNİN   MİSTİK  İNCELİKLERİ

 

Astroloji denince dünyada pek çok insanın anladığı şey burç fallarıdır. Burcunun o hafta nasıl günler yaşayacağını öğrenmek çekici sayılır. Ancak bu konuda ne şarlatanlıklar yapıldığını insan bilemez ! Bir gazete editörü çalışanlardan birini çağırır ve Burçlara göre haftanın yorumunu yapacak kişinin hasta olduğunu ve bu haftanın yorumlarını yazmasını ister. Şaşkınlık geçiren muhabir ben bu konudan anlamam diye çıkışır. Editör şu yanıtı verir. "Ne olacak bilmezsen, burçlar için önceki  haftalarda yazılanları başka bir burca kaydırırsın olur biter !" Oysa astroloji, özellikle Vedik astroloji  insan için kimsenin hatta en yakınlarının bile bilmediği hayatın acı gerçeklerini yansıtır. Astroloji konusunda farklı bir yazı yazarken geçen hafta içinde öğrendiğim komik bir olayı açıklamak istiyorum. Halen ABD eyaletlerinden birinde olan ve ticaret yapan bir  bayan okurumuz "Guru" diye adlandırdığı bir astrologa gider. Astro takı taşları ile ilgili bir bilgi alınca bu konuyu İstanbul'daki Yücel Sügen ile görüşüp karar vereceğim  diye yanıtlar. Birden Amerikalı Guru köpürüp bağırmaya başlar ve kadını dışarı kovar ! Bu olayı öğrenince eşim kendisine teskin olması için şunu söyler : "Merak etmeyin Türkiye'de de durum bundan farklı değildir. Astrolog olduğunu düşünenler başka bir astrologu asla beğenmezler ve arkalarından konuşup dururlar "  Demek ki, bu dünya artık tuhaf bir yer dostlarım !

 

BALIK

10.Ev

AY

 

KOÇ

11.Ev

BOĞA

12.Ev

İKİZLER

Yük.Burç

1.Ev

BALIK

11.Ev

 

KOÇ

12.Ev

BOĞA

Yük.Burç

1.Ev

 

İKİZLER

2.Ev

JÜPİTER

KOVA

9.Ev

 

VEDİK

 

RASHİ (1)

 12 Eylül 1984

 

YENGEÇ

2.Ev

KOVA

10.Ev

 

VEDİK

 

RASHİ (2)

12 Şubat 1990

YENGEÇ

3.Ev

KETU

OĞLAK

8.Ev

ASLAN

3..Ev

MERKÜR

GÜNEŞ

OĞLAK

9.Ev

MERKÜR

RAHU

GÜNEŞ

ASLAN

4.Ev

YAY

7.Ev

JÜPİTER

09.44

AKREP

6.Ev

KETU

MARS

TERAZİ

5.Ev

SATÜRN

BAŞAK

4..Ev

VENÜS

YAY

8.Ev

MARS

SATÜRN

VENÜS

AKREP

7.Ev

TERAZİ

6.Ev

BAŞAK

5.Ev

AY

 

 

Vedik  Sisteminde  Mistik   İşaretler

 

Vedik astroloji sisteminin ne kadar büyülü ve mistik özellikler barındırdığını gösteren iki örnekle karşınızdayım. Burada yer alan doğum bilgilerine göre horoskopları Batı astroloji sisteminde kurarsak asla gerçek yaşamın işaretlerini göremeyiz. Rashi (1) ve Rashi (2) Doğum haritaları doğum tarihleri verilen iki bayana aittir. Şimdi bu haritalardaki bilgileri kullanarak yaşamın iki farklı olayını yorumlayacağız.

 

Birinci haritanın Vimshottari Dasa tablosunda, KETU Maha Dasa 03.02.2006 - 03.02.2013 tarihleri arasında yaşanmıştır.  Bu kişi 29.12.2010 tarihinde evlenmiştir. Bu tarihte T.Jüpiter Balık burcundadır. T.Jüpiter ile N.Venüs arasında görünüm olduğundan evlilik işareti sayılır. Ancak evlilik zamanında Ketu Maha Dasa yaşanıyordu. Ketu ile haritanın evlilik elemanları arasında bir ilişki olduğu görülemez. O halde bu evlilik nasıl gerçekleşmiştir ? Evlilik evinde (7.Ev) yerleşen yönetici Jüpiter 09,44 derece Yay burcundadır. Jüpiter bu yerleşime göre  "Moola" nakshatra içindedir ve takımyıldızın yönetici gezegeni KETU olur. Böylece Ketu Maha Dasa evlilik vermiştir.

 

Birinci haritada 6.evde (Akrep) yerleşen Mars-Ketu beraberliği Vedik sisteminde ilginç bir Yoga oluşturur. Bu Yoganın adı  "Pisacha Badhaka" olup  özellikle 6.evde olursa eşinden büyük zarar göreceğini gösterir.  Bu Yoga ile kişi ruhsal sorunlardan zarar görebilir. Mars ve Ketu birleşimi, rekabet, kavga ve saldırganlık için kendi kapasitesini gerçekleştiremeyen bir kişiyi ortaya çıkartır. Böyle birisi hasmına bir bıçak salladığı zaman yaptığının farkında bile değildir.

 

İkinci örnekte yer alan kişi de bir bayandır. Aile yakınları tarafından cinsel tacize uğramıştır. Rasi haritasında Mars-Satürn-Venüs birleşimi Yay burcunda ve zararlı 8.evdedir. Böyle bir yerleşim kişinin başına büyük bir suçtan zarar görmeyi verebildiği gibi büyük bir suça da bulaştırabilir. Burada Mars-Satürn ikilisi Venüs ile ilişkili olduklarından ortaya cinsel bir suç çıkartmıştır.  Beşinci evdeki (Başak) Ay da anaretik gezegen olup Satürn görünümü almaktadır. Yaşanan olayların büyük bir travma nedeni olduğu anlaşılıyor. Baba temsilcisi Güneş de anaretik derecede yerleşmiştir ve Ekliptik eksenindedir. Anne ve Baba da yaşanan olaylardan suçludur. Genç kızı koruyamamışlar veya sessiz kalmışlardır.

 

Ne kadar hazindir ki, ülkemizde yaşanan sorun sadece ekonomik kriz değildir. Ahlak da büyük çöküş içindedir. Tünelin ucunda  ışık  da maalesef gözükmüyor !

 

 

©Yücel Sügen

26.09.2018


 

 

 

 

 

12  Eylül  1980

 

Türkiye zaman zaman yaratılan cehennem labirentlerinden geçmiş bir ülkedir. 12 Eylül 1980 darbesi bunlardan biridir ve sonuncu da olmamıştır. Uzak Yol Kaptanı olarak yabancı gemilerde çalışarak maddi durumumu güçlendirmiş ve  farklı alanlarda çalışmak için fırsatları kullanarak Kılavuz Kaptan olmuştum. Aynı zaman içinde sivil denizcilik alanında tek kurum olan Yüksek Denizcilik Okulunda Öğretim Görevlisi tayin edilmiştim. 12 Eylül'den bir ay önce Yüksek Denizcilik Okulunda Öğretim üyesi olan rahmetli  Ruhi Sarıalp ile birlikte Marmaris'e gitmiştik. Ruhi Hoca aynı zamanda Olimpiyatlarda ilk atletizm madalyası kazanan sporcuydu. İstanbul'dan Ruhi hocanın  arabası ile yola çıkmıştık. Uzun yol boyunca ortalıkta kimseler yoktu.  Bütün yollar bomboştu. Türkiye'de günde 10-20 gencin vurulduğu günlerdi.  Halk evine kapanmış korkudan caddeye bakan pencerelere bile yaklaşmıyordu. Zira serseri bir kurşunla vurulmak işten değildi !

 

12 Eylül 1980 sabahı bir yakınım telefonla beni uyandırmış ve darbe olduğunu haber vermişti. Aradan günler geçti. Darbe konseyi tüm denizci iş adamlarını Genel Kurmay Başkanlığında yapılacak bir toplantıya çağırmıştı. Katılacak her armatör yanında bir de danışman getirebilirdi. Daha önceden tanıdığım gemi filosu olan bir armatör birlikte toplantıya katılmamı rica etmişti. Genel Kurmay Başkanlığının büyük salonunda resmi görevli, iş adamı ve uzman kişilerden oluşan büyük bir kalabalık vardı. Generaller ve yüksek rütbeli askerler yerlerini almışlardı. Toplantının başlaması için General.Kenan Evren'in teşrifleri bekleniyordu. Salona girdiğini görünce herkes ayağa kalkmıştı. Kısa  kollu gömlekli resmi kıyafetini giymişti. Dikkatimi çeken özelliği ağzında kocaman bir Havana purosunun olmasıydı. O zamana kadar Havana purosu tüttüren  gördüğüm ilk Türk askeriydi. Güney Amerika'da yapılan darbelerle ilgili sinema filmlerinde sıkça gördüğümüz bir manzaraydı. Türkiye bir kez daha ABD ve CIA oyununa kurban edilmişti.

 

12 Eylül 1980 bir fırtına gibi eserek hayatımızda çok şey değiştirdi. Nazlı Ilıcak gibi gazeteciler kısa bir zaman içinde darbecilere methiyeler düzmeye başlamıştı. Ben de Milliyet gazetesinde yayınlanan  bir makale yazarak gerçekleri göstermeye çalışmıştım. "Piri Reis" başlıklı makalede ülkesini seven gerçek denizcilerin kellelerini nasıl kaybettiklerini açıklıyor ve günümüzde yaşanan sorunları gösteriyordum. Denizcilik Bankası  Genel Müdürlüğünden çağrıldığımı haber verdiler. Görüştüğüm müdür bana Ankara'daki Denizcilik müsteşarlığından beni görmek istediklerini haber verdi. Ertesi gün Ankara'da Ulaştırma Bakanlığı binasında müsteşarın karşısındaydım. Emekli bir deniz amirali olan müsteşar şunları söylemişti. "Yücel Kaptan, ülkeni seven birisi olduğun anlaşılıyor. Gel bize katıl ve burada hizmet ver.."

 

"Buraya gelip çalışmaya başlamam demek 14.dereceden devlet memuru olmamı gerektirir. Kusura bakmayın ama sahip olacağım yetkiyle ne yapabilirim ?" General bana hepimiz işe böyle başladık, zaman geçer ve yükselirsin demişti. Konuşmanın amacını anlamıştım. "Sesini kıs ve kimseyi rahatsız etme.." demek istenmişti. İstanbul'a döndüğüm günden sonra hem Deniz Kılavuzluğu servisinden hem de Yüksek Denizcilik Okulundaki görevimden istifa etmiştim. Artık resmi görevli değildim ve istediğim yolu tutabilirdim.

 

Aradan geçen zaman içinde denizcilik alanında çok büyük hatalar yapılarak ülkenin maddi olanakları bazı üçkağıtçıların ceplerini doldurmaya başladı. Burada açıklanması çok yer alacak bankacılık hileleri yapılıyordu. Bir değeri olmayan araziler  teminat gösteriliyor ve devlet bankalarından gemi almak için krediler sağlanıyordu. Sonuçta bankalar batmaya başlamıştı. 12 Eylül 1980 fırtınası bu ülkeye nelere mal oldu belki de hiç bilemeyeceğiz. Ancak bilinen en önemli sonucu Türkiye'de bir zaman sonra cemaatler ile sarmaş dolaş olan politikacıları iktidara taşıması olmuştur. Hangi yollardan geçtiğimizi ve sonunda bir uçurumun kenarında durulduğunu ülkenin hali gösteriyor.  Bunu hala göremeyen ve cehennem ateşini hissetmeyen halkımızın daha ne kötü günler yaşayacağını düşünmeden günü geçirmeye çalışmaları ne hazin bir durumdur !

 

©Yücel Sügen

12.09.2018


 

 

 

 

Örümcek  ağları  sarılmış  kafaların  gösterisi  !

 

Dünyada uygarlık sadece teknoloji ve araçlarda ilerliyor. Olanakları kullanan insanların büyük çoğunluğu  insanlığın son on bin senedeki ilerlemesinden ders alamayan yığınlardan oluşuyor. Kafaları hurafelerle dolu insanları en kolay baştan çıkartan konu inanç saplantısıdır. Toplumların başına bela olan tarikat ve cemaat halkı korumak için büyük Atatürk ve arkadaşları tarafından yasaklanmıştı. Günümüzde bunların yeniden hortlamaya başladığı anlaşılıyor. Beyinsiz birer kafa taşıyan böyle grupların sempatizanları genellikle İlkokul seviyesinde eğitim yapabilmiş kişiler olmaktadır. Halk düşmanı gangster tipli suçlular da hurafe üreten böyle sapık grupları kollar. Bunların kökünü kazımak son derece zordur. Çünkü geçmişte en ilkel topluluklara dayanan karmaları çürüyen madde gibi daima pis kokular yayar ve bulaşarak hayatta kalan virüsler gibi ürer.

 

Dünyada Güneş Tutulması (Ekliptik) normal olarak yılda iki kez gerçekleşir. Güneş tutulması bir yıl içinde en fazla beş kez olabilir ama ender olarak görülür. 1613 yılında 4 kez Güneş tutulması yaşanmıştı. Tutulmalar 20 Nisan, 19 Mayıs, 13 Ekim ve 12 Kasım günleri olmuştu. O çağlarda kafaları sapkın, cahil ve kötü niyetli çok insan olduğundan doğa olaylarının kafalarındaki depremi tetiklemesi normal sayılmalı ! 16.Yüzyılda Cadı suçlaması sonucunda 60.000 den fazla kadın işkence yapılarak öldürülmüştür. "Summis desiderantes" (Cadılık fetvası) tarihteki en kötü şöhretli fetvalardan biri olmuştur. Bu fetvada, cadılığın ne olduğu tanımlanmış, cadıların neler yaptıkları, büyü kullanarak kasırgalara neden oldukları, insanları ve hayvanları öldürdükleri anlatılmıştır.

 

Uzaydaki bir uydudan çekilen fotoğraflarda, Güney Amerika'da, Inka ülkesinde piramite benzeyen yuvarlak tepeler tespit edilmiştir. Bunun üzerine başlatılan araştırmalarda yığma tepenin insan tarafından yapıldığı ve krateri olan bir dağa benzediği görülmüştür. Krater içinde çok sayıda insan iskeleti, idamlarda kullanılan baltalar ve  esirleri boyunlarından birbirine bağlayan iplerin kalıntıları bulunmuştur.

 

Bilim insanları sonuçta küçük dağın sırlarını çözmüşlerdir. Inka krallığında rahipler saltanatı vardı. Baş rahip çeşitli ritüeller ile yapılan ayinleri yönetirdi. 1613 Yılında gerçekleşen 4 güneş tutulması Inka yöneticilerini dehşete sürüklemiştir. Ülkenin başına gelecek bir felaket olacağını iddia ederek çok kan dökülmesi gerektiğini vurgulamışlardır. O zamana kadar savaşlarda elde edilen esirler tarlalarda ve inşaatlarda köle gibi çalıştırılırken artık idam edilmeye başlanmıştır. Kazılarda idam için kullanılan baltalar, esirlerin kanlarının toplanması ve içilmesi için yapılan toprak  kaseler bulunmuştur.  Hurafeler icat ederek insanları kandıran ve peşlerinden sürükleyen Inka rahipleri sonunda İspanyol istilacılarının kılıçları altında tarihten silinmişlerdi. Bu son noktadaki paradoks çok ilginçtir. İspanyol papazları kafir diyerek Inka halkının öldürülmesini onaylarken kendi ülkelerinde on binlerce kadını cadı diye yakıyorlardı !

 

Tarih pek çok acı olaylarla doludur. Hepsinin altında genellikler hurafeler ve sapkın dincilerin oluşturdukları tarikatlar vardır. Genç kızları toplayıp "motor" ismini veren ve seks alemlerinde kullanan, büyük servet ve güç sahibi Adnan Hoca (!)  iktidarın 16 yıllık serüveninde işini kolayca sürdürmüştür.  Çeşitli tarikat gruplarının sakınmadan yaptıkları gösteriler 16.yüzyıldaki toplumlardan farklı olmadıklarını göstermektedir. Her sabah dünya yeniden kuruluyor. Kafaları ele geçiren virüsler yeni kurbanlar bulmaya devam ediyorlar. Bu gün yapılanlara bakarsak Işid canavarlarının Inka katillerinden ne farkı vardır ?

 

©Yücel Sügen

01.09.2018


 

 

Delilik  Nedir  ?  Kozmik  Açıklaması  var mı ?

 

Einstein'in ünlü sözleri arasında en beğendiğim delilik üzerine olandır. Şöyle diyor ; "Delilik, aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemektir."  Bu dahi söze bakarsak ülkemiz delilerle doludur. Örneğin, TL dolar karşısında durmadan değer kaybederken durmadan Trump'a küfredenler TL'nin İngiliz sterlini karşısında değer kaybetmesi konusunda Kraliçeye ses çıkartmazlar ! Her devrin adamı olarak bilinen bir yalaka gazete köşe yazarı son yazısında şöyle yazmıştı : "Dolardaki tırmanış ekonomik değil siyasi bir  olaydır. " Yalakalıkta sınır tanımayan zat, TL'nin  Afrika ülkesi Kongo parası olan frangın karşısında değer kaybetmesi konusunda acaba ne düşünüyor ? Yine Einstein'a dönelim ve bir sözünü hatırlayalım. Şöyle diyor dahi bilgin ;  "Aptallık ve dahilik arasındaki fark dahiliğin sınırları olmasıdır."

 

Ülkelerdeki  delilerin sayısı aritmetik diziye mi yoksa geometrik diziye mi bağlı  çoğalıyor ?  Einstein sağ olsaydı bu sorumuza güler ve sanırım şöyle yanıt verirdi ; "Hangi ülkede yaşadığına bağlıdır" Demek ki yaşam yerimizi belirleyen kozmik denklem yani kader bunu da ayarlıyor. Delilerin çok olduğu yaşam yerini kendimiz seçmediğimize göre katlanmak zorunda kalıyoruz. Dünya o kadar çabuk kılık değiştiriyor ki, akıllılar ülkelerin kapılarını Truva surlarıyla kapatıyorlar. Artık kimseyi kandıracak bir tahta at yapmak da faydasız. Bu konuda Homeros'a küfretmek gereksiz. Tahta atı anlatmasaydı akıllıların ülkesine girmek daha kolay olmazdı.

 

12 Eylül darbesinden sonra siyasi suçlu olarak aranan  bir Türk genci ailesinin  filmlere konu olacak yardımlarıyla deniz yolundan Türkiye'den kaçmıştı. Bir süre çeşitli deneyimler yaşadıktan sonra İskandinav ülkelerinden birine yerleşerek kaderini düzeltmeye çalışmış ve önce yaşamayı seçtiği ülkenin lisanını öğrenerek eğitim yapmaya başlamış ve iki fakülte bitirmişti. O ülkede bir kızla evlenerek kendine uygar bir ortamda kaliteli bir yaşam kurmuştu.  Gel zaman git zaman bir gün resmi bir davet aldı doğduğu ülkenin yöneticilerinden. "Ülkene dönersen seni affederek vatandaşlığa alabiliriz.." diyorlardı. Şu yanıtı verdi onlara : "Ben sizi nasıl affedeceğim ?"

 

Yukarıda verdiğim örnek aslında Türk insanının ne kadar kabiliyetli ve azimli olduğunu gösteriyor. Dünyanın ilerlemiş ülkelerinin insanından hiç farkı yok. Hatta  fazlalıkları var yürekli insanımızın. O halde bu günün rezil ekonomik tablosu neyi gösteriyor ? Einstein'ın aptallığın sınırı yoktur sözünü doğruluyor.  Yönetici seçerken aptallığın sınırlarını aralık bırakan insanımız pazarda meyve seçerken kılı kırk yarıyor. Şu yönetenleri seçerken dikkatli olsana kardeşim. İlla aptallığın sınırı yoktur sözünü mü doğrulayacaksın ?

 

©Yücel Sügen

12.08.2018


 

 

 

 

Hayatın  Vereceği  Bir   yudum   Tat

 

 

Euronews sayfalarında bir araştırma yazısı var. Başlığı şöyle : "Yılın sadece 15 günü mükemmel geçiyor"  Araştırmaya göre günlük hayatın olumsuzluklarına rağmen bir yılda toplam 204 gün güzel geçiyormuş. Ancak bir yılda deneyimlenen mükemmel gün sayısı ise sadece 15 kadarmış.

 

Mükemmel bir günün nasıl olacağı doğal olarak kişiden kişiye değişiyor diyor yazı. Amerika'da yapılan araştırmaya katılanlara göre mükemmel sıfatı yakışan bir günün bazı ortak özellikleri varmış. Örneğin, sabah alarm çalmadan uyanmak güzel bir başlangıç sağlıyor. Havanın güneşli, sıcaklığın ise 24 derece olacağı ilkbahar tadında bir günü bildiren hava raporu ise beklentiyi arttırıyor. Açık havaya çıkıp sevdikleriyle doyasıya vakit geçirmek, ardından eve gelip televizyon seyretmek ve huzurlu geçen günün sonunda akşam yatağa girmek de günün güzel noktalanmasını sağlıyor diyorlar.

 

Demek ki şu koca hayata sadece yılda 15 gün yaşanacak güzel günler için katlanıyor insanlar ! Bu arada güzel günler diyerek abartmamak gerekiyor. Benim için ilkbahar manzarası karşımda dururken  ılık bir rüzgar estiğinde Chopin'in Romans adlı piyano konçertosunu dinlemek 15 günden birini doldurabilir. Bunları zevk olarak görmeyecek o kadar çok insan var ki dünyada rahat ve huzurlu olmanın kolay tarafı yok.

 

Aslında bir Vedik astroloji programlarından birini Internetten  indirip  doğum bilgilerini girdikten sonra rasgele bir gün  transit gezegenleri ekrana getirip bakmak 15 günden birini yaşayıp yaşamadığımızı gösterebilir. Bütün gezegenlerin anormal bir yerleşimde veya bakış açısında olmadığı bir günü saptamak son derece zordur.  En basit şekliyle Ay'ın yerleşimi bile günün nasıl geçtiğini yaklaşık olarak gösterir.  Vedik sisteminde toplumun veya yönetimin bize vereceği tadın nasıl olacağı belirtecek çeşitli uygulamaları vardır. Mükemmel bir transitin handikapları olabilir. Örneğin olumlu Jüpiter transitinde "Vedha" adı verilen bir perdeleme varsa gezegenin enerjileri bir işe yaramaz. Bu nedenle gökyüzünün kozmik enerjilerinin olumlu çalışacakları gün sayısı gerçekten 15 sayısını geçmiyor diyebiliriz.

 

Demek ki bir mucize olarak tanımlanan şu kocaman hayat insanın ağzına sadece bir kaşık bal çalıp kölesi olmaya zorluyor. Hayatın vereceği bir yudum tat için yalakalık yapılmaz diyerek sahneden ayrılan insanları anlamak da kolaylaşıyor ! İntihar edenlerin gördükleri ve diğer sağlıklı denen insanın görmediği gerçek tablonun yansıması olmalıdır.  Hayatın vereceği bir yudum tat için  yaşarken bir de bozulan toplum ahlakının veya zorba yönetimlerin vereceği sorunları düşünürsek 15 günün esamesi okunmaz.

 

Ülke gerçeklerini bilenler ile aldırmayanlar arasında sürüp giden tartışmaların hayatın tadını kaçırdığını söyleyebiliriz. Ekonomisi dibe vurmuş ve daha kötü günlere yuvarlanmakta olan bir ülkede hayatın 15 günü mükemmel olabilirse yaşadık demektir ! TV ekranlarında her gün söylenen onlarca yalanı izledikten sonra oh be ne güzel bir gündü diyerek yatağa girmek mümkün mü ?  Girenler varsa en kestirme yoldan bir doktora görünmeleri gerekir.

 

 

 

©Yücel Sügen

01.08.2018

 


 

 

 

 

Bazıları için  Siyaset  hayatı  bir  hayaletle   yaşamaktır

 

Siyaset hayatındaki kaybetme riski diğer tüm kariyer hayatlarından çok daha fazladır. Olay sadece bir mevki veya koltuk kaybetmekle kalsa çok da tehlikeli sayılmaz. Kaybedilecek değer bazen siyasetçinin hayatı olmuşsa bir an durup değer mi demek gerekir ! Karşılığındaki tehlike büyüdükçe siyaset tutkusunun daha beter baştan çıktığı ve kendini kaybettiği görülmektedir. Tarih bunun örnekleriyle doludur ama beni en fazla etkileyen ünlü Roma senatörü, düşünür, filozof CİCERO olmuştur. "Hayat yokuşunu tırmanırken rastladığınız insanlara iyi davranın. İnişte yine onlara rastlayacaksınız çünkü" sözünü pek çok insan bilir. 03 Ocak MÖ 106 tarihinde Arpinum'da dünyaya gelen  Marcus Tullius Cicero zamanla Romalı devlet adamı, hatip, yazar ve başarılı bir hukukçu olmuştur.

 

MÖ 44 Yılında Sezar Roma'da öldürülünce Cicero'nun popülaritesi artmış ve Senato'nun en güçlü, sözü geçen adamı olmuştur. Bu dönemde güçlenen Octavianus ve Antonius'a karşı cephe almış ama ikinci Triumvirliği kuran düşmanları onu defterden silerek, 7 Aralık MÖ 43 yılında başı kesilerek idam edilmesini emretmişlerdir. Kesilen başı ve elleri Roma'da halka teşhir edilmiştir. 63 Yaşında korkunç şekilde öldürülen ünlü bir siyasetçiyi hangi engellenemez hırs veya kader böyle bir sona sürüklemişti ? Düşmanlarının sadece zamanımıza adları kalmışken Cicero'nun dünyanın her diline çevrilen ünlü kitapları vardır.

 

Ünlü bir hukukçu olarak servet kazanan ve yaptığı konuşmalarla tüm Roma halkının saygısını kazanan bir bilge kişilik bir kılıç darbesiyle  kafasını kaybederken son aklından geçenler acaba neler olmuştu ? Böyle bir sonu hak etmek için hangi hayaletlerle birlikte yaşadığını anlamış mıdır ? Bu soruların yanıtlarını vermek mümkün değil ama ona hayatı boyunca eşlik eden hayaleti tanımamız mümkün. Doğduğu gün horoskoptaki gezegen yerleşimlerine bakacağız. Bu konuda gerekli bilgilere ulaşmamızı sağlayan  Astro Dienst tarafından hazırlanan Ephemeris'den yararlanacağız. MÖ 106 yılının 3 Ocak gününe ait gezegen yerleşimleri aşağıda verilmiştir.

 

Güneş 10 Oğlak / Ay 08 Aslan / Merkür 06 Oğlak / Venüs 16 Oğlak / Mars 01 Oğlak / Jüpiter 28 Terazi / Satürn 12 Akrep / Uranüs 01 Oğlak

 

Doğum horoskopunda Mars - Uranüs tam kavuşumu vardır. Başına gelen korkunç ölüm bu görünümün eseridir. Ölüm günü olan MÖ 43 yılının 7 Aralık günü transit Satürn 01 derece oğlak burcundadır. Böylece T.Satürn ile N.Mars ve N.Uranüs kavuşumu da ölüm zamanını göstermektedir. Yaşamda çok iyi bir konuşmacı olmasının nedeni doğumda Merkür ile Jüpiter arasında sextile görünüm olmasıdır. Merkür-Jüpiter görünümü ortaya mükemmel bir hatip çıkartır. Örneğin Cumhurbaşkanı adayı Sn. Muharrem İnce'nin horoskopunda Merkür-Jüpiter kavuşumu vardır. Konuşurken ekranı okuyan başka bir siyasetçi Promter aygıtı durunca olduğu yerde kalmıştır. Onun da horoskopunda Jüpiter-Merkür kare açısı vardır. Bazı yandaşları onu çok iyi hatip sayarken astroloji gerçeği gösteriyor.

 

Anlaşıldığı gibi Cicero hayatı boyunca esiri olduğu hayaletin kendisini sürüklediği korkunç sondan kurtulamamıştır. Fakirliğin  kader olduğu bir  zamanda servet kazanarak mal ve mülkler edinmiş bir düşünür olarak asırlar boyunca tüm dünyayı etkilemiştir.  Tüm bu düşünceler, saçma ve anlaşılmaz  sözler ederken kırk yıldan fazla siyaset hayatında olduğunu açıklayan bir siyasetçiyi dinlerken aklıma gelmişti. Hayaletleriyle birlikte yaşamanın farkında olmayan  her insan  bir gün doğum günü hazırlanan ağın içine düşecektir.  Yaşamların temel amacı diğer insanlara dersler hazırlamaktır. Önemli olan bu derslerden faydalanmayı bilmektir. Doğum horoskopunda Merkür geri (Retro) olan bir siyasetçiden kurtulamayan uluslar gün gelir saçlarını başlarını yolarlar !

 

 

©Yücel Sügen

15.06.2018

 


 

 

 
 

 

 

Horoskopun Şifresi

Yaşamın Anlamı

Rüyanın Gerçekleşme Şansı

Mutluluğun  Resmi

Mantığın  Efendisi  Duyguların  Kölesidir

Burca Göre Partner Seçimi

Teos Günleri

Borsa ve Talih

Dünyanın durduğu gün

Dört Boyutlu Horoskop

Tanrıyı  Savunmak  Zamanı

Bir şampiyonun kötü Zamanı

Talihin  Güzel Zamanları ve  Kötü  Zamanları

 

Özgür  İrade   Olsaydı...

Yaşam Bazen Pamuk ipliğine bağlıdır

Tutkunun Sonsuz Yolculuğu

Astroloji Ne  İşe Yarar ?

Kalan son çare

Çocuk Sağlığı

Horoskopun  Şeytani  Görünümleri

Halkımızdan birinin portresi

Karanlık   tarafın  kapısı

Talihin Döngüsü

Tanrı Geleceği Niçin Açıklar ?

Kadın  Ruhunun  Hassas  Dengeleri

Astrolojinin  Anlamını  Kavramak

Eş  Zamanlık   veya  Karmik  Etkileşim

Kala Purusha  Uygulaması

İnsan her zaman yanlış bir burç altında doğabilir. Dünyada onurlu 

biçimde kalmaksa kendi yıldız falını gün gün düzeltmek anlamına gelir.