Halkımızdan  birinin  portresi

 

 

TÜRKİYE'DE  OLAN  BİTENE  AKIL  ERDİRMEK  İÇİN  HALKIMIZDAN  BAZILARININ  PORTRELERİNİ  İNCELEMEK  OLDUKÇA  İŞE  YARAR..

 

Gazetedeki köşe yazısında Z.Livaneli "İsa'nın kaçtığı dağ" başlığı altında onun "Ahmaklardan kaçıyorum.. Aslandan kaplandan korkmam ama ahmaklardan korkarım." sözünü konu yapmış. Ne demek istediğini anlamak için isterseniz insanların nasıl sivrildiklerini ve gerilerinde neler olduğunu gösteren ilginç bir örnek verelim. Ne zaman halkımızın her şeyi iyi bildiğini söyleyen ve oy avcılığı yapan bir siyasi işitsem hep buna benzer insanlardan oluşan Türk toplumu gözlerimin önüne gelir. Acaba bunlar nasıl böyle olmuşlardır ve nasıl bulundukları noktaya gelmişlerdir ? Toplum kaderinde başka yazgıların etkileri o kadar güçlüdür ki, astroloji bunları gözümüzün içine soksa da inanmamakta direnirler !

 

Henüz sınıf arkadaşlarımın zabitlik yaptıkları yıllarda Panama bayraklı bir geminin Kaptanı olmuştum. Şirket bir gemi daha alınca kardeşim gibi sevdiğim sınıf arkadaşım Ünal'ı geminin kaptanı yapmıştık. İki gemi ile Akdeniz limanları arasında yük taşıyorduk. Ana rotasyon İstanbul-Barselona-Marsilya arasındaydı. Ünal'ın gemisinin adı MV.Dieter ve benim kaptan olduğum geminin adı MV.Etas' dı. Denizci tanıdıklardan birinin oğlu olan Tayfun İktisat fakültesinden ayrılmış ve serseri bir hayat sürüyormuş. Babası bu çocuğu bir gemide çalıştırayım da para kazanmak ne kadar zormuş anlasın diyerek Ünal'ı ziyaret etmiş. Tayfun'a Panama zabit ehliyeti almışlar ve İktisat mezunu olamadan denizci olmak şeklinde bir kader değişimi başlamış. Zaten bizim halkımızın her işi yapacağı söylenmez mi !

 

Tayfun ile ilk karşılaşmam Marsilya limanında gemilerimizin yanaştıkları rıhtımda oldu. İki gemi bir rastlantı sonucu aynı zamanda aynı yerdeydik. Yeni denizci Tayfun hafta sonu nedeniyle iş yapılmayan rıhtımda yük dizilerinin arasında yeni aldığı motosiklet ile uğraşıyordu. Motor ayak pedalı ile çalışmamıştı. Yanında koşarak gaz verip motoru çalıştırmaya uğraşırken birden hızlanan motosiklet atağa kalkmıştı. Motoru tutmak için ne kadar gayret gösterse başaramadı ve onunla birlikte denize uçmaya 1 metre kala motorun didonunu bıraktı. Yere serilmiş Tayfun'un doğrulduğunu ve şaşkınlıkla başına gelenleri izlediğini gördüğüm yüz halini hiç unutmadım !

 

Tayfun'u seferler sırasında yetiştiren Ünal Kaptan vardiya tutacak düzeye getirmişti. Marsilya'dan kendine bir şişme deniz botu alan Tayfun'un yeni serüvenini duyunca gülmekten bir hal olmuştuk. Marsilya'dan sefere başlayan gemi Messina boğazına girdiğinde müthiş bir fırtına patlamış. Messina boğazında demirlemek ve fırtınanın dinmesini beklemek gerekmiş. Sahil'den yarım mil açıkta beklerken Tayfun deniz botunu şişirmiş, bordadan denize indirmiş ve kimseye bir şey söylemeden kürek çekerek İtalya sahillerine çıkmış. Messina Boğazında fırtına sırasında çok güçlü akıntılar oluşur. Tayfun akıntı yüzünden gemiye dönememiş. Pek lisan da bilmediğinden sahildeki balıkçı teknelerine derdini anlatamamış ve gemiye dönecek bir araç bulamamış. Şişme botun içine geceyi geçirirken sabaha karşı fırtınanın hafiflemesi üzerine Ünal Kaptan demir alıp yola çıkmaya karar vermiş. Tayfun sahildeyken gemi demir alıp yola koyulmuş. Tayfun'un gemide olmadığını öğlene doğru vardiya zamanı gelince anlamışlar. Yeniden Messina boğazına doğru rota tutulmuş ve akşama doğru Tayfun'u sahilde bulup gemiye almışlar.

 

Tayfun'un serüvenleri ahmaklık seviyesinde bir değişim olmadığını gösterecek şekilde sürüp gidiyordu. Hele bir tanesi var ki Fransa ve Türkiye'de o zamanlar yılın olayı olmuştu. Yine iki gemi Marsilya'da yük alırken şirket ambar muşambası yaptırtmak üzere bir Fransız firması ile anlaştığını ve ölçüyü alacak teknisyenin gemileri ziyaret edeceğini bildirmişti. Ünal'ın gemisi son liman olarak Cenova'ya gitmişti. Oradaki bazı kadınlarla ilişkiye giren gemicilerden üçü hastalık kapmışlar. Gemileri Marsilya'ya varınca acenteden gemiciler için doktor istenmiş. Ünal,Marsilya'ya alış verişe giderken gemiyi Tayfun'a bırakmıştı. Önce benim gemime gelen teknisyen ile konuşup gerekli ambar ölçülerini verdikten sonra biraz ilerde yanaşık duran Dieter gemisine göndermiştim. Teknisyen şık giyinmiş takım elbiseli bir Fransız'dı. Gemiye girince Tayfun karşılamış. Adamı doktor zannetmiş. Acilen tıp yardımı bekleyen 3 arkadaşını çağırıp Fransız ile birlikte bir kamaraya girmişler. Adam her ne kadar oraya ambar ölçülerini almaya geldiğini tekrarlasa da, gemiciler kamarada pantolonlarını indirip hasta organlarını çıkartmışlar. Doktorun muayene edeceğini ve ilaç yazacağını sanıyorlarmış. Daha sonra teknisyenin gemiden kaçtığını hatta Marsilya dışına çıktığını duyduk !

 

Aradan yıllar geçti. Başka şirketlere ve gemilere geçtik. Başka kulvarlarda denizcilik hayatımız devam etti. Tayfun ile yeniden karşılaşmam gazeteler vasıtasıyla oldu. O zamanın ünlü bir eroin kaçakçılığı olayı vardı. Interpol, Pakistan'dan hareket etmesinden sonra havadan ve denizden izlediği bir gemiyi savaş gemisi ile tam yakalama sırasında  personeli su alıp batırmışlardı. Gemiden filikalara doluşarak ayrılan denizcileri tutuklamışlardı. İşte bu geminin Kaptanı olarak karşımıza yeniden Tayfun çıkmasın mı ! Onun mahkemede duruşmalarda çekilen fotoğrafları hemen her gün gazetelerde çıkıyordu. Yüzü pek fazla değişmemişti. Marsilya'da motosiklet ile denize uçmak üzereyken gördüğüm yüzü hiç unutmamıştım. O günkü kadar şaşkın,masum ve başına gelenleri anlamayan bir hali vardı. Sanki benim burada ne işi var diyordu.

 

Daha sonra öğrendiğime göre Tayfun ahmaklığı ile öyle ün yapmış ki, eroin yükleyecek ve Avrupa'ya getirecek geminin kaptanı olarak onu bulmuşlar. Nasıl bir suça alet olduğunun farkında bile değilmiş. Messina Boğazında karaya şişme botla çıkarken duyduğu heyecanı yaşamış olmalı ! Ama bu sefer olaylar onun yazgısında bir dönüm noktasını işaret ediyordu. Uzun yıllar hapis yattığını duyduğum Tayfun'u ne zaman halkımızla ilgili bir gelişim noktası (!) açıklansa hatırlarım. Örneğin erzak torbası ve kömür paketi karşılığında rey veren insanlarımız her zaman kaderin bir dönüş yapacağını ve onları kurtaracağını hayal ederler. Bir gemi üzerinde pohpohlanarak sefere gönderilen ama ambar dolusu eroin yüklü geminin ne demek olacağını ve başına neler getireceğini asla düşünemeyen Tayfun gibi insanlar siyasilerin yüzde hesapları içinde daima yer alırlar. Birileri kalkıp yüzde kırk yedi diye havalandı mı aklıma hemen Tayfun gelir. Motorun didonunu can havli ile son anda bıraktığında sırt üstü yere serilmişti. Şaşkın bakışları ile denize gömülen aracı izliyordu. Tayfun'un kaderini paylaşanlar ve "ne iş olursa yaparız" diyenler erzak ve kömür torbalarını  sırtlayıp günü kurtarmanın mutluluğunda kaderlerimizde nelere sebep olduklarını düşünmeden huzurlu ve rahat gece uykularına geçerler.

 

"Ben ahmaklardan kaçıyorum" diye bağıran  Hz. İsa'yı çok iyi anlıyorum. O zamanlarda ahmaklara ancak otlatılacak sürüleri teslim ederlerdi. Şimdi ahmakların bulunacakları yerler o kadar çoğaldı ki, bir gemin kaptan köşkünde, siyasi bir makamda, medyada program sunucusu, gazetelerde köşe yazarlığı yaparken, şirketlerde yalaka yönetici veya rüşvet peşindeki kurnaz memur olarak karşılaşabiliriz. Bunlardan asla kurtuluş yoktur. Zira zararlı gezegen görünümleri sürüler halinde üremelerine neden olur. Kaderlerimiz ile onların kaderleri bir noktada kesişebilir. İşte o zaman dükkanı kapatmak üzere olan bir satıcı olabilir ve eşkıya görünümlü memurlardan bir araba dolusu sopa yiyebilirsiniz !

 

Hayatın en önemli talihi böyle insanlarla yolunuzun asla çakışmamasıdır. Bu konuda Hz. İsa'ya hak vermemek elde değil !