MUTLULUĞUN     RESMİ

 

 

       Teos'daki bahçemde gür bir hanımeli çiçeğinin dibinde Tekir bir kedi yavrulamış. Varlıklarını bahçeyi sularken öğrendik. Daha gözleri açılmamış 3 yavru miyavlamaya başlamıştı. Anne Tekir de ağlar gibi sızlanmaya başlayıp çevremde dönüp durunca bir tuhaflık olduğunu anladım. Hortumdan akan çağlayan gibi suyun korkusundan ne yapacağına karar veremiyordu ! Durumu anlayınca hemen orayı kurutmaya ve daha sonra bir tehlike olmaması için çevresini bariyerle kuşatmaya çalıştık. Teos'un en önemli özelliği yer altı su kaynaklarının zenginliğidir. Bu nedenle günde iki kez bahçeleri sulamaya alıştık. Bundan hoşlanmayan sadece Tekir ve yavruları oluyor sanırım !

 

       Özlem hayvanları çok sever. Benden yüz bulsa evimiz ve bahçesi küçük bir hayvanat bahçesine dönebilir ! Tekir ve yavrular onun için mutluluk kaynağı oldu. Ama bu kedi öyle bildik kedilere hiç benzemiyor. Civarda dolanan kendinden iki misli büyük kedileri pes ettirip kovuyor. Bir sarmanın gözünü tırmıklayıp nakavt ettiğini gördüm. Geçenlerde Avustralya'da vahşileşen kedilere karşı nasıl mücadele verildiğini bir belgeselde izlemiştim. Tekir de aynı genlere sahip bir vahşi. Geçen iki hafta içinde bir kez bile kendini sevdirmedi. Sadece evimize yerleşip yiyip içmek, burayı sahiplenmek ve yavrularını kollamak işini iyi beceriyor. Önceki gün Tekir bir süre ortadan kayboldu. Belki de aşık olduğu erkek kediyi görmeye gitmişti ? Bu fırsattan yararlanan Özlem yavrulardan birini alarak okşamaya başladı. Onun mutluluğunu fotoğrafla yakaladım.

 

       Madalyonun bir de ters tarafı vardır. Hayvan severler bu kadar güzel bir girişten sonra okuyacakları satırlardan hoşlanmayabilirler ! Hayatımın üçte biri dünyayı gezmekle geçti. Özellikle Çin'de çok uzun süreler bulundum. Bir keresinde Kanton'da beni çok ünlü bir lokantaya davet ettiler. Çin mutfağını severim. Bir kere Pasifik okyanusunu Çinli bir aşçı ile aynı gemide geçmiştim. Onun pek az malzeme kullanarak hazırladığı yemeklerin tadı hala damağımdadır. Davet edildiğim ünlü lokantanın bir cümbüşü anımsatan çok renkli girişinde kafesler içinde canlı hayvanlar vardı. Yılanlar, kediler, köpekler ve domuzlar duruyordu. Onların içinde beyaz renkli kabarık tüyleri olan çok sevimli bir kedi vardı. Yanımdaki Çinli bana gülerek sordu : "Bu kediyi yemek ister misin ?"  O sırada yanımda Özlem olsaydı ya düşüp bayılırdı, ya da o lokantayı yerle bir ederdi !

 

       Ne zaman bir kedi görsem gözlerimin önüne kafeste pişirilmeyi bekleyen sevimli kedi gelir. Demek ki, "Doğru zamanda ve doğru yerde olmak çok önemli" diye kafamı sallarım. İnsanlar kadar hayvanlar da doğanın eziyetini çekiyorlar. İnsanlar gibi onların da talihlisi ve talihsizi var. Demek ki onların da birer horoskopu var ! Bizim Tekir talihli olanlardan. Dün İzmir'e inerek Tekir için ciğer satın aldım. Tavuk yemekten bıkmıştır diye ciğer aradık !  Şimdi bu hayvan talihli değil mi ? Özlem durumu daha iyi kavramış. Bana şöyle açıklıyor : "Balık yedikten sonra artıkları uzak bir yerde kedilere vermek için gidiyordun. Peşindeki kediler arasında Tekir de vardı. Daha o zaman nerede yavrularını doğuracağına karar vermişti. Senin merhametli olduğunu hayvan çok iyi anlamış..."

 

       Bu gün kedilerden bahsederken ilginç bir anımı yazmasam olmayacak !  Satın alınan bir gemiyi Singapur limanında teslim almıştık. Geminin Filipinli personeli ayrılırken gemide hayalet kedi olduğundan bahsetmişti. Çok hızlı  ve ortaya çıkıp birden kaybolduğunu anlatmışlardı. Ne kadar aransa da kediyi gören olmamıştı. Singapur'dan Güney Avustralya'ya doğru yolculuk başlamıştı. Hint Okyanusunda yol alırken bir kaç  kere kedinin görüldüğünü rapor ettiler. Başka bir ülkede sorun olmaz ama, Avustralya kanunları kesin olarak yabancı bir hayvanın ülkeye girmesini yasaklamış ve büyük para cezaları koymuşlardır. Ben de kanuna uyarak gümrük ve sağlık otoriteleri gemiye geldiğinde kediden bahsetmiştim. "Hayalet Kedi" olarak adlandırınca şişman karantina memuru gülmüştü.

 

       Avustralya'da Kuveyt'te boşaltmak üzere buğday yükleyecektik. Kamaramda formalitelerle uğraşırken kulağıma tüfek sesleri geldi. Kamarotu çağırıp ne olduğunu sordum. "Efendim, tüfekle gelen memurlar boş ambarlarda gördükleri kuşları vuruyorlar" dedi. Merak ederek güverteye çıktım. Gerçekten de ambarlarda dolaşan memurlar çifte ile yurt dışından geldiklerini iddia ettikleri kuşları vurmuşlardı. Bu da, Avustralya'yı koruma kanunlarına uygun bir işlem sayılıyordu. Akşam gemiden ayrılmadan önce vahşi kedi için bir kaç yerde kapanlar kurdular.

 

       İki gün sonra "Hayalet Kedinin" yakalandığını haber verdiler. Aşağıda güvertede tutulan kapandaki kediyi görmeye gittim. Sanki bir Pars veya Leopar küçülmüş kedi kılığına girmişti. O kadar vahşi olmuştu ki, yanına yaklaşılmasına bile tahammül göstermiyordu. Memurlara kediye ne yapacaksınız diye sordum. "Ortadan kaldıracağız" diye yanıtlamıştı. İşte, Singapur'dan Avustralya'daki Esperansa kentine gelen gemide bulunmak Hayalet Kedi için yanlış yerdi. Yanlış zamanda karnı acıkmış ve kapana yakalanmıştı.

 

       Sanırım, tüm canlılar için dünyada var olmak kadar önemli bir olgu da talihli olmak sayılmalı !