AKTÜEL

Gölgeli  Bir  Sevgililer  Günü

Halkı  Kalitesiz  Toplum  Kıbleyi  Şaşırabilir

İki Sinema Filminin Verdiği Mesajlar

Meğer  Astroloji  Doğruyu  Göstermiş

FATİH TERİM'İN MUHTEŞEM HOROSKOPU

 

 

 

 

TANRIYA  EN  YAKIN  OLDUĞUMUZ  YER

 

Buda (Buddha) MÖ 500 civarında, yani benim son kitabım olan "TEOS" adlı eserimdeki olayların geçtiği yıllarda Hindistan'da Tanrıya en yakın yer olarak düşündüğü  yerde aydınlanma amacıyla kendini ilahi kurtuluşa adamıştı. Bunun nedeni 29 yaşındayken hayatın gerçekte ne olduğunun, zenginliğin, lüks hayatın hiç bir mutluluk getirmediğinin, insanların yaşadıkları acıların ve önceki hayatının ne kadar anlamsız olduğunun farkına varmış olmasıydı. Yeniden doğuşa inanılan bir zamanda tüm çabası yeniden dünyaya gelmemek olan ve dünya yaşamının üzerinde bir değer aramakla açıklanacak bir felsefeden Budizm dini doğmuştur. Sonuçta günümüzde 500 milyon insanın bağlı olduğu bir inanç yoludur.

 

 

Buda'nın felsefesini yeniden aklıma getiren bir fotoğraf oldu. Brezilya'dan Singapur'a doğru yolculuğuna devam eden  oğlum Kaptan Fırat Sügen, Hint Okyanusundan resmi bana gemideki uydu vasıtasıyla  göndermiş. Geminin pruvası Malakka Boğazı'na çevrilidir ve karşısındaki ufkun arkasında Hindistan vardır. Bir hafta önce telefonda, Madagaskar adasının hemen yanında büyük bir kasırga (Siklon) başladığını ve rota değiştirip Afrika ile Madagaskar arasından geçeceğini söylemişti. Fotoğrafta kasırga sonrasında Hint Okyanusunun yüzünün kabardığı açıkça görülüyor. Denizciler için büyük bir okyanusta yol alırken karşılaştıkları kasırgalar onları Tanrıya en fazla yaklaştıran zamanlardır. Gözlerinin önünden sevdikleri geçer ve sağ salim zamanı aşmak için dua ederler. Bir bakıma Buda bir ağacın altına  yerleşerek iç gözüyle dünyaya nasıl bakıyor ve aydınlanmayı arıyorsa, geminin Kaptan köşkünden benzer büyüleyici manzarayı izlemek ve dünyada insanları tutsak eden geçici zevkleri anlamsızlıklarını görmek aynı şeydir.

 

Benim de hayatımın en fazla heyecan veren ve kurulu düzenden kopartan zamanları Hint Okyanusunda yaşanmıştır. Bir seferimde Şanghay'dan yola çıkarak İrlanda'ya giderken, okyanustaki büyüleyici  manzaralar karşısında geç saatlere kadar gökyüzünü seyrederek uyumamak için direnmiştim. Bu sefer sırasında kitaplarımdan birini yazmış ve İstanbul'a döndüğümde bastırmıştım. Gerçekten insanın Tanrıya en yakın olduğu yer burasıdır.  Böyle bir yerde ve muhteşem atmosferde insanları tutsak eden dünyevi çekici her şey anlamını yitirmeye başlar. Hırslı ve kavgacı, yaşı  ömür yolunun sonuna yaklaşan bir siyasetçinin sahip olduğu maddi değerler  ve yenileri için durmadan kavga etmesini anlamak zorlaşır. Evinde torunları ile bahçesindeki yaban otlarını ayıklaması ve akşamın kızıllaşmaya başlayan ufkuna bakarak Tanrının gerçekten orada bir yerde olduğunu hayal etmesi gerekirken bir toplantıda dünyaya haykırmaya başlayacağı  zamanı düşünmesi, süslü tümceler arasına bolca din ve inanç  saplantıları eklemeye çabalaması insanı düşündürür. Hani insan hayata veda ederken tüm ömrü gözlerinin önünden geçermiş derler ya, böyle yaşayan bir siyasetçinin gözlerinin önünden acaba neler geçer diye insan merak ediyor. Belki de hiç bir şey geçmiyor ve sadece öteki tarafta kime nasıl bağırması gerekeceğini hayal ediyordur !

 

İnsanın Tanrıya en yakın olduğu yer  yine bu dünyadaki bir yerdir ama orada limuzin arabalar, lüks uçaklar, binlerce  koruma polisleri ve saraylar bulunmaz.  Daha uzun ve varlıklı yaşayacağım diye çırpınması da gereksiz olur.  Yeteri kadar insanın ömrünün olması ve zamanı gelince de aklı bu dünyanın bir yerinde kalmadan bir daha gelmemek üzere çekip gitmesi gerçek aydınlanmadır.

 

Yücel Sügen

01 Nisan  2018

 


 

 

 

 

MEĞER   ASTROLOJİ   DOĞRUYU   GÖSTERMİŞ

 

Yaşanan gün İlkbahar ekinoksu zamanıdır. Koç Burcu başlamaktadır. Ülkenin ve Dünyanın fotoğrafına bakınca manzara bize pes dedirtiyor. Bu konuda bir kere daha astrolojinin şaşmaz bir kesinlikle geleceği nasıl doğru şekilde gösterdiğini anlıyoruz. Bilindiği gibi bir ülkenin geleceğini analiz etmek için kullanılan bir sistem var. Astroloji'de bu uygulamaya "Ingressus Horoskopu Yorumu" adı veriliyor. Girilmekte olan Koç burcundan önceki Ingressus horoskopu "Oğlak" burcu dönemiydi. 3 Aylık Oğlak horoskopu Güneşin Koç burcuna girişi ile son bulurken Astromistik sayfalarında yayınlanan Oğlak Ingressus horoskopuna bir göz atalım diye düşündük.

 

Oğlak Ingressus horoskopunun 6.evinde yerleşen Güneş-Satürn-Venüs kavuşumu için şöyle yazmıştık : "Türkiye Karadeliğe yaklaşıyor.."  Şimdi yaşanan olayları daima yandaş kafa ile değerlendirenler bu gerçeği asla fark etmeyecektir ! Türkiye Kara delik içine girmiştir artık maalesef. Yani artık yaklaşma filan söz konusu değildir. Bu gerçeği bize gösteren en önemli delil Türkiye Koç Burcu Ingressus horoskopudur. Yine Astromistik sayfalarında yer alan horoskopta  Güneş yine 6.evde yerleşmiş ve YB ile karşıt, MC ile kare ve Mars ile kare açı yapmaktadır. Bunun anlamı şudur. Bizi karadeliğe taşıyan enerjiler önümüzdeki süreçte de devam edecektir.

 

Şimdi bazı gözleri görmeyen ve adeta akıl tutulmasına uğrayan birileri Afrin'de zafer kazandık. Bu sonuç Kara delik eseri midir diye soracaktır. Afrin'i Çanakkale zaferine benzetenler için akıl tutulmasından kurtulmaları duası yapılmalıdır. Tüm dünyanın gözleri önünde ordumuzla birlikte harekatta yer alan ÖSO adındaki terörist haydutların Afrin', yağmalama fotoğrafları yayınlanmaktadır. Bunları bir siyasetçi "Kuvayı milliye" ilan etmiş ve ölülerine şehit demişti. Bunların paçavra bayrağı Türk bayrağının yanında evlere asılmıştır. Bu teröristlerin içinde yer alan Işid kökenli haydutlar Afrin'de ele geçirmiş olsalardı Kürt kadın ve kızlarına da tecavüz edeceklerdi demek abartı sayılmaz. Çünkü bundan önce neler yaptıklarını TV ekranlarından izlemiştik !

 

Oğlak Ingressus horoskopunun ne kadar doğruları gösterdiğini başka bir  örnekle göstereceğiz. Horoskopta 4.evde Mars ve Jüpiter yerleşimi vardı. Jüpiter adaleti  ve bu alanda görev yapanları gösterir. Mars ise zoraki uygulamalar ve yıkımdır. Oğlak süreci bitmesinden önce Ankara'da, sarayda toplanan Savcılar ve Hakimler salona giren  İktidar partisi başkanı ve Cumhurbaşkanı olan kişiyi ayakta alkışlamaya başladılar. Bu toplantıda HSYK adayları tarihte ilk defa sarayda seçildiler ve görevlerine atandılar. Böylece demokrasinin 3.gücü sayılan adalet yerini siyasilere terk etmiş oldu. Bunun en anlamlı sonucu astrolojinin bir kere daha haklı çıkmış olmasıdır. Kara deliğin içine düşen bir ülke ve halk durumundayız artık ! Bu sonucu alkışlayan ve havalara zıplayanlar, Çanakkale zaferi kutlamalarında Atatürk'ü adeta yok saymışlardı. Bu konuda asla unutulmayacak gerçek şudur. Kara delik içinde sadece laik ve Atatürk taraftarları değil hepimiz tehlike altında  olacağız !

 

Yücel Sügen

20 Mart 2018

 


 

 

 

İKİ  SİNEMA  FİLMİNİN  VERDİĞİ   MESAJLAR

 

Türkiye'de ilginç gelişmeler yaşanıyor ama verilmek istenen mesajları anlayacak çok az insan var. İnsanların çıkar peşinde koşanlarını  etkileyecek dünya çapında eserler üretseler bunlara vız gelir. Gözleri o kadar talana dikilmiştir ki bunların ancak kökünü kurutarak başarılı olmak mümkündür. Babası siyasetçi olan ve aile bireylerine milyonlarca dolar yabancı kaynaklı havale gelen çocuk şöyle konuşuyor :"Ulu Hakan Abdülhamit'i yediler ama babamı bunlara yedirmeyeceğiz !"  Çıkar amacının, talan hırsının ve saltanat keyfinin gözleri kör yapması sonucu şeytanla yarışacak padişahı ulu hakan yapmaktan hiç gocunmazlar. Bunların  farklı bir grubu da eğitimsiz, cahil ama inatçıdır. İzledikleri siyasetçi kara için ak dese inanırlar ve onları esir olmaktan kurtaran Atatürk için açıklanan zırvalara kapılarak ülkenin ateşe atılmasına ses çıkartmazlar. Her sözü yalan dolu siyasetçi Çanakkale zaferini evliyalar kazandı diye çocukların bile güleceği sözlerle bu saf insanları peşinden sürükler.

 

Son zamanlarda cahil ve ahmakları düzeltmek için ilginç sinema filmleri oynatılıyor. Bunlardan bir tanesi yeni bir yapım ve Stalin'in ölümünü ve arkasından çıkan trajik olayları gösteriyor. Diğer film 1960 yapımı "Elmer Gantry" adında bir prodüksiyon. Baş roldeki Burt Lancaster'e  Oscar ödülü kazandırmış film baştan sona kadar insanlığın  din sahtekarlığına bakışını yorumluyor. Filmin kadın oyuncusu Rahibe  Sharon'u canlandıran Jean Simmons.

 

Stalin filmini izledikten sonra sosyal medyada yazdığım açıklamada bu eseri tüm AKP yandaşlarının izlemesi gerektiği yorumuna yanıt veren  okuduğunu da anlamayan bir yalaka şöyle yazmış : "Şimdi sen Kuzey Kore'de  yaşasan Başkan Kim için diktatör diyebilir misin ? " Dünyadan bile haberleri olmayan yalakalar Başkan Kim'in zaten yürütülmekte olan bir sisteme tayin edildiğini veya kondurulduğunu anlamıyor. Ülkemizde ise cumhuriyet yok edilerek tek adamlık sistemi yerleştiriliyor. Bunun Kuzey Kore gibi uygulanmasına da sadece bir seçim kaldı. 2019'dan sonrası zifiri karanlık, dehşet devri veya cehennemin tam kendisi olabilir.

 

Elmer Gantry filminde toplum din sömürücüleri tarafından nasıl kolaylıkla kandırıldıklarını izliyoruz. Bunun iki farklı uygulaması olabiliyor. Bazıları esirikli kafaya sahip olarak gerçekten hurafelere inanıyor ve diğer insanların da inanmaları için çaba harcıyorlar. Eğitimleri olmayan, bir meslek edinmemiş cahillerin bu konuda büyük çıkarları oluyor. Büyük paralar kazanıyorlar ve güzel kadınları elde ediyorlar. Diğer tip sapkınlar ise  aslı astarı olmayan din hurafelerine gerçekten inanıyorlar ve bu uğurda insanları kurtarmak (!) için savaşıyorlar. Filmin en düşündürücü olayı kendisi alkolik olan Elmer Gantry'in içki satan dükkanlara halkı galeyana getirip saldırtması ve  her şeyi yıkmasıydı.  Ayrıca fahişelere karşı halkı ayaklandırıp bunları tutuklatarak kent dışına attırmasında filmin en can alıcı yorumu ortaya çıkıyor. Bu fahişelerden bir kadın daha önce iğfal ederek ortada bıraktığı bir genç kız çıkıyor. Onun yüzünden fahişe olan kadını din sömürücüsü topluma lekeli birisi olarak gösteriyor !

 

Türkiye'de din alanları kullanarak çocukların cinsel tacizlere uğradığı bir zamanda iktidar partisinin bir kadın Bakanı tarafından "Bir kereden bir şey olmaz.." sözünün aklı başında insanlarda uyandırdığı dehşet zamanına rastlaması filmlerin ibretle izlenmesini sağlıyor. Stalin devrinde  binlerce insana işkence yapan, vurduran  ve 7 yaşındaki kız çocukların ırzına geçen gizli polis şefi Beria Türk halkına çok şey anlatıyor. Bu filmdeki en ironik sahne ise Beria'nın becerdiği kız çocuğunu anne ve babasının alarak eve götürmesi sahnesidir. Türkiye'de cinsel tacize uğrayan çocukların ana ve babaları da seslerini çıkartmamışlardı ! 

 

Yücel Sügen

04 Mart 2018

 


 

 

 

 

 

HALKI  KALİTESİZ  TOPLUM  KIBLEYİ  ŞAŞIRABİLİR

 

Dünyada var olan tüm Müslüman ülkelere yolum düştü. Bunların hepsinde ilginç sayılacak olaylar yaşadım. Tunus, Sfax limanında sıcak bir günün akşamında personelimle birlikte iftar yapmış ve yemekten sonra kente çıkmıştım. Karşıma büyük bir cami çıkmıştı. Dört yanı kale  gibi duvarla çevrili çok büyük açık avlusu vardı. Akşam serinliğinde yıldızlarla dolu gökyüzünün altında saf tutmuş teravih namazını bekleyen Araplar aralarında sohbet ediyordu. Manzara ve havanın serinliği beni çekmişti. En son safta bir kenarda bağdaş kurup oturmuştum ki, gözlerinden ateşler saçan bedevi kılıklı bir adamın hışımla bana doğru geldiğini gördüm. Arapça bir şeyler zırvalıyordu. Yanımda oturan düzgün kıyafetli birine İngilizce ne diyor bu diye sordum. Benim camiden çıkmam için bağırıyormuş. "Söyle ona ben Türk ve Müslümanım" dedim. Yüzü allak bullak olan Arap hemen uzaklaşmıştı.

 

Yine bir ramazan günü buğday yükünü boşaltmak için Libya'ya gitmiştim. Gemideki tatlı su miktarı çok azalmıştı. Arap acente memuruna içme suyu sipariş edeceğimi ve tutarını nakit olarak ödeyeceğimi bildirdim. Şirketten paranın gelmesi bir sürü işlem ve zaman kaybına neden olacağından su parasını cebimden ödeyecektim. Ayrıca  ramazan ayında olduğumuzu ve suyun muhakkak verilmesi gerektiğini hatırlattım. Libya'da içme suyu vermediler. Ben de sabrım taşınca ileri geri konuşmaya başladım. Beni Halk mahkemesine çıkardılar. Para cezası verdiler. Uluslararası sigorta şirketine şikayet ettim. Temsilci gemiye geldi ve bana nasihat etti. "Aman Kaptan bunlarla dalaşma. Hapse bile atabilirler.." dedi.

 

Kiraladığımız özel otobüsle Irak'a gidiyorduk. Irak-İran savaşı sona ermişti ve Basra limanında 8 yıldan beri tutuklu kalan bir gemiyi oradan çıkartacaktık. Akşam vardığımız sınır kapısında Bağdat'tan emir bekliyoruz diye bizi ertesi sabaha kadar sınırda beklettiler. Sabah tuvalet ihtiyacım için Gümrükçü ve askerlerin kaldığı büyük binanın kapısından girdim. Bir Arap memur haykırarak dışarı çıkmamı istedi. Adamın kin dolu suratını görünce dışarı çıktım ama daha fazla kendimi tutamayacağımı hissederek geri dönüm. Ortalıkta kimseyi görmeyince tuvalete girdim. Dışarı çıktığımda gene aynı memur ile karşılaşmıştım. Arapça bağırıp çağırmaya başladı. Hemen oradan uzaklaştım. Basra'da Liman Başkanı karşılaştığımızda atıp tutmaya başlamıştı. "Dünyanın en güçlü ülkesiyiz. Amerika ile savaşabiliriz.." diyordu. Bu sırada Basra'da sefalet bir hayat vardı. Yiyecek bile zor bulunuyordu. İstanbul'dan yanımızda getirdiğimiz kumanyadan bir paket hazırlayıp Liman Başkanına vermiştik. ABD ile savaşmaya hazırdı ama yiyecekleri yoktu !

 

Suudi Arabistan'ın Al Jubail limanında yükleme yapıyorduk. 2.Kaptan geminin suya ne kadar battığını gösteren kana rakamlarına bakmak için sahile iniyordu. Türk personelin karaya çıkması yasaktı. Geminin iskele başından Suudi polisi nöbet tutuyordu. Gemiye gelen şık giyimli  bir görevli bana 2.kaptanı şikayet etmeye başladı. Bu sırada karşı rıhtımda yanaşık duran ABD savaş gemisinin personeli üzerlerinde sadece mayo ile rıhtımda güneşleniyordu. Onları gösterip sordum. "400 sene bu toprakları koruyanlar Türkler mi yoksa bu Yankiler miydi ?"  Arap benimle tartışmadı. Karaya çıkmayın diyerek gemiden ayrıldı.

 

Daha sonraki yıllarda bu ülkelerin başına neler geldiğini gördük. Müslüman ülkelerde başımıza gelen olaylardan bir kitap ortaya çıkabilir. Bunları yaşadıktan sonra  "kıbleyi şaşırmak" değiminin anlamını daha iyi kavramaya başladım. Hayatında tek emeli siyaset olan ve dünya çapında bir mesleği asla yapmayan bir siyasetçi Türkiye'nin olanaklarını Araplarla paylaşmaya başlamıştı. Yapılan hatalar sonucu ülkemize 4 milyon Suriyeli dolmuştu. Üniversite mezunu Türk gençleri işsiz avare gezerken Suriyeliler her sokakta bir dönerci açıyordu. Türkiye'de en dikkat çeken sorunlu iş alanları gıda sanayi olmuştu ve ülkemizdeki Araplar gıda işinde başı çekiyordu !

 

Başımıza musallat olan devasa sorunları bir kaç siyasetçiye yüklemek aslında işin kolay tarafı. Siyasetçiye aşırı cesareti veren unsur bir takım kafası esirikli veya akıl tutulmasına uğramış kalabalıklar olduğunu görmeliyiz. Bu konuda gazeteci Yılmaz Özdil olayı müthiş bir şekilde ucundan yakalamış. Köşe yazısında şöyle diyor ;

"Değerli insanları toplumun önüne rol model olarak getirmektense, "değersiz önemli" insanları parlattınız.

Sayın vurdumduymaz halkımız...

"Değerli insanlara saygı duymaktansa, "Değersiz önemli" insanları baştacı  yapmayı tercih etti.

 

Türkiye'de İlkokul mezunu olan ama sosyal medyada Einstein gibi nutuklar atan bir sürü saçma insanın yaşadığı yer.  Bunların peşinden gittiği siyasetçinin de kariyer olarak dünyada geçerli bir özelliği yok. Örneğin bir hemşire dünyanın her yerinde bir sağlık kurumunda ekmeğini kazanabilir ama siyasetçi Edirne'den sonra ekmek bulmak için  ancak aşevlerine gidebilir !

 

Kıbleyi şaşırdıktan sonra ülkenin yüz yılı ziyan olup gider. Daha sonra suçluları teke teker cezalandırmak neye yarar ? Bu konuda İngiliz halkı tüm dünyaya örnek olacak bir olay yaşamıştır. İngiltere'nin diktatörü sayılan Oliver Cromwell öldükten sonra yargılanmış ve cesedi mezardan çıkartılıp Parlemento kapısında asılmıştı. Bu olay da açıkça gösteriyor. Kıbleyi şaşırdıktan sonra olacakları kimse kestiremez.

 

Yücel Sügen

22 Şubat 2018

 


 

FATİH  TERİM'İN  MUHTEŞEM    HOROSKOPU

 

 

Siyasi sorunlarla gerginleşen ortamı bu zamanda yumuşatacak en iyi konu spordur. Kadın, erkek, çocuk  bir çoğumuzun ilgilendiği konuların başında geliyor. Belki de parti tutmakta göze çarpan kutuplaşmaların ilk ortaya çıktığı alan spor ve futbol olmalıdır. İnsanlar seyretmenin zevkine varmaktan ziyade  birbirine sataşma ve aşağılama tarzını benimser ve bu durum sadece ülkemiz için de geçerli değil !  Bundan binlerce yıl önce de toplumlar spor karşılaşmalarında  yine birbirlerini yiyorlardı. Günümüzde çok büyük paraların döndüğü ama sonucunda somut hiç bir üretimin ortaya çıkmadığı ekonomi alanıdır futbol…

 

BM Genel Kurulunda Kudüs için yapılan oylamanın  yankıları henüz duyulurken, Galatasaray Kulübü ile sözleşme imzalayan ve göreve başlayan Teknik Direktör Fatih Terim fırtınası ortalığı daha şiddetli sarstı. Bu sonuç bize yaşadığımız zamanda özellikle futbolun taşınması zor ağırlığını gösteriyor. Sezona fırtına gibi başlayan ve ezeli rakiplerine büyük puan farkları atan Galatasaray futbol takımı birden düşüşe geçerek büyük kayıplar yaşadı. Milli takımdan ayrılan Fatih Terim ise önemli bir prestij arayışındaydı. Sosyal medya sürekli ondan bahsediyor ve uğradığı zararları yazıyordu. Böyle bir zamanda Galatasaray'ın bu kadar kötü sonuçlar alması ve Fatih Terim'in göreve getirilmesi olayı aklımıza bazı sorular getirmiyor değil. Bir insan ancak bu kadar kısmetli olabilir ! Acaba hangi güç veya kuvvetler bunlara neden oluyordu ?

 

Fatih Terim 04 Eylül 1953 günü Adana'da dünyaya gelmiş bir futbolcudur. Yaptığım araştırmalara göre muhtemelen doğum saati 04:30 civarlarında olmalı. Böyle olduğunda Lagna ve Ay Chandra Lagna Yengeç burcu olmakta ki fiziksel özellikleri ve kazanımları açısından da örtüşmekte. Lagna takımyıldızı Ashlesha Merkür yönetiminde olup özellikle Merkür Vargottama gücündeyse geniş kitleleri etkileyebilen profil ortaya çıkarır. Zaman zaman çok sert hatta zalim olabilen bu kişiler alışılmadık sıradışı tarzlarıyla çevrelerini etkileyerek kalıcı izler bırakırlar. 40 yaşından itibaren şaşırtıcı derecede maddi kazanımlar edinmeye başlarlar.  Ashlesha takımyıldızında doğan bir kişinin “strateji danışmanlığında” çok başarılı olacağı kadim bilgiler arasındadır. Ay, Punarvasu Nakshatra’da olduğundan yönetici Jüpiter olup maddi açıdan büyüme konusunda oldukça talihli bir yerleşimdir. Birçok konuda cesaret başarı sahibi insanlar bu takımyıldızın etkisinde olurlar.  Ayrıca Ay “Vargottama” gezegen olarak güç kazanacaktır. Navamsa haritasında bu saate göre Mars 10.evi yöneten gezegen olarak Koç burcunda yerleşmiştir. Bu şekilde kurduğum Doğum haritası (Rasi) ve Navamsa haritası aşağıda verilmiştir.

 

 

BALIK

KOÇ

BOĞA

İKİZLER

JÜPİTER

BALIK

RAHU

KOÇ

MARS

BOĞA

 

İKİZLER

AY

KOVA

 

VEDİK

RASİ

04 EYLÜL 1953

 

YENGEÇ

AY

KETU

VENÜS

KOVA

 

VEDİK

 

NAVAMSA

 

YENGEÇ

OĞLAK

RAHU

ASLAN

MARS

MERKÜR

GÜNEŞ

OĞLAK

ASLAN

AY

MERKÜR

 

YAY

T.SATÜRN

AKREP

TERAZİ

SATÜRN

BAŞAK

YAY

AKREP

TERAZİ

JÜPİTER

VENÜS

SATÜRN

BAŞAK

GÜNEŞ

KETU

 

 

 

Talihin  Kozmik   İşaretleri

 

Fatih Terim'in Vedik haritalarında sahip olduğu büyük talihin kozmik işaretlerini aşağıda sıralıyorum. Yaratıcının neden bazı insanlara bu kadar ödül ihsan ettiğini  kendimize sorabiliriz. Vedik astroloji sistemi bunun yanıtını "Karma evi" yani 5.ev ile açıklıyor. Geçmiş yaşamlardan  karmik ödüllü olan insanlar 5.evlerinden anlaşılır. Lagna ve Ay Yükselene göre Terim'in 5.evi Akrep burcudur. Yönetici gezegen Mars  5.ev ile 10.ev yöneticisi olduğundan "Yogakaraka" yani en güçlü gezegen olur. 5.ev spor, 10. ev kariyer ve 2.eve yerleşen olumlu Mars bu alanlarda kariyer başarısı ve beraberinde maddi başarıyı da vermekte. Özellikle spor alanlarında büyük başarılar kazanan insanların haritalarında çok kuvvetli Mars yerleşimi vardır. Navamsa haritasında Mars kendi burcu olan Koç burcunda yerleşmiştir. Sportif alanlarda yetenek, başarı ve merakı olmayan insanların haritalarında mevcut olan yogakaraka Mars’larını iyi analiz etmek gerekir, özellikle Navamsa haritasında zararlı bir evi yöneten gezegenle birlikte olan Mars’ın olumlu etkileri azalacaktır çünkü Navamsa haritası evlilik dışında bir gezegenin Rasi haritasında ne kadar güçlü çalışıp çalışmadığını gösteren bir harita kurgusudur.

 

Terim'in horoskopunda gözümüzü ısıran kozmik işaretler şöyledir.

 

a) Satürn yükselim burcu olan Terazi burcunda yerleşmiştir. Rasi ve Navamsa haritalarında aynı burçta olduğundan "Vargottama" olarak büyük güç kazanır. Kurala göre gezegen kendi yönettiği Oğlak ve Kova burcunda olsaydı bu kadar kuvvetli olamazdı.

 

b) Dünyevi konulardaki başarıyı ve azmi gösteren Rahu haritada “Atmakaraka” dır. İkinci büyük boylam derecesinde (18,14 derece) olan Güneş “AmatyaKaraka" gezegen olmakta. Hayatta büyük talihi gösteren işaret sayılır. Güneş kendi yönettiği Aslan burcunda olduğundan çok önemli talih göstergesidir. Kişiyi bulunduğu mevkide söz sahibi yapar.  Güneş doğal atmakaraka gezegendir ve çok kuvvetlidir. Gezegenin atmakaraka olduğu haritanın sahibinin bu yaşam ve dünyadaki amacı başarı, şöhret, zafer ve güç elde etmektir. Güneş aynı zamanda Para evinde (2.ev) yerleşmiştir.

 

c) Rasi ve Navamsa haritalarında aynı burçta (Aslan) yerleşen MERKÜR "Vargottama" olmuştur.  Büyük akıl kapasitesi ve becerisi verecek ve hayatı boyunca kişiyi destekleyecektir.

 

Aklımıza şöyle bir soru gelebilir; Bu hayatta talihin kapısı ne zaman açılır ? Terim'in yeni işine başladığı gün Transit Satürn Rasi haritasında natal Ay'a göre 6.evden (Yay) geçmekte. Gezegen için en faydalı ve olumlu transit yaşanıyor.  Ekim 2018 içinde transit Jüpiter Akrep burcuna girecek ve natal Ay'a göre 5.evde olacaktır. Yine büyük talih zamanı gözüküyor. T.Satürn ve T.Jüpiter olumlu evlerden geçerken, natal haritanın gücü ve yaşanılan dasa (Yogakaraka Merkür) olumlu olduğunda talihin sınırı olmazmış… !

 

 

©Özlem Sügen

22.12.2017

 

 

 

 

 

 

 

Gölgeli   Bir  Sevgililer  Günü

 

 

Önceki yıllardaki İlkbahar sabahlarını düşün,

 

Gelinlik gibi süslenirdi doğa,

 

Gökyüzü renklerinin  coşkusunu bulutlar  taşırdı kollarında,

 

Kalbinde varsa bir tutam hüzün,

 

Dağılır giderdi esen   sevgi dolu rüzgarda.

 

Tanrı bu resimde dururdu, yüreğin bunun için çarpardı

 

Aşk da sarınca ruhumuzu kanatlanmış uçan,

 

Yaşamın tadı damarlarımızda nehirler gibi  coşardı.

 

Biz seninle bu manzaranın koynunda büyüdük,

 

Sonra siyah  gölgeye benzeyen kötülükler indi güzellikler ülkesine,

 

Sevdanın üvey evlat gibi horlandığını gördük.

 

Ülkemin kısrak gibi coşkulu başını yakaladı kara bir yular.

 

Yeniden o güzel günlerimizi yaşamak hayale benziyor  canım.

 

Bundan sonra  siyahlar ve akılları tutulmuşların ülkesinde,

 

Sevgililer gününü   karanlıktaki hayaletler kutlar.

 

 

Yücel Sügen