AKTÜEL

2019 : Nostradamus'un  Felaket  Yılı

Bu Horoskopun  Taşınması  Çok  Zordur

Balinanın  Öcü

Vahşetin  Çağrısı

 

Avustralya'da bir parkta dikilen Atatürk heykeli

 

Betonsever  ve  Tabutçu   Bir   Nesil mi  Yetişiyor  ?

Eğer 31 Mart günü  oylarınızı  ekonomiyi batıranlara  atarsanız yüzyılın  felaketini  yaşayabilir  ülkemiz

 

Yeni Zelanda'da bir sapık deli cami basıp insanları öldürünce olayın insani tarafları bir yana bırakılıp birileri tarafından yerel seçimler için maden bulunmuş gibi kullanılmaya kalkışılması gelecek korkumuzu daha da yükseltti. Avustralya'ya dedeleriniz gibi sizi tabut içinde geri göndeririz söylemi ise şaşkınlık yarattı. Avustralya'da yer alan Atatürk heykelinde onun unutulmaz sözleri yazılıdır : Yurtta barış, dünyada barış. Bir zamanlar savaştığı bir ülkenin en büyük adamının heykelini diken bir ulusa tabutçu reklamı yapmak son derece anlamsızdır ve Türkiye giderek dünyanın uygar uluslarının gözünde puan kaybetmektedir.

 

Türkiye'de soğan ve patates kuyruklarının oluştuğu ekonomik çöküş zamanında hala bunlara sebep olanların peşinden koşan akıl tutulmasına uğramış insanlar olduğunu görüyoruz. Bunlar ülkeye çok büyük kötülükler yaptılar ve yapmaya da devam edecekler. Atatürk'ün Çanakkale'de hayatını kaybeden Anzaklar için söylediklerini okuyun. Bir de şimdiki yöneticinin sözlerini okuyun. Betonsever bir akıl ülkeyi esir almıştı ama daha kötüsü sırasını bekliyormuş. Atatürk, kan gözyaşı ve acılar içinde zaferle bitirdiği kurtuluş savaşından  sonra İzmir'i yakarak kaçan Yunanlılar için tabut sözünü kullanmamıştı.

 

Ne büyüksün Atatürk.  Seçimde bu gerçeği sakın aklınızdan çıkartmayın. Çıkartanlar bu ülkede hep kaybetmeye mahkum olacaktır.

 

Yücel Sügen

21 Mart  2019

 


 

 

 

 

Vahşetin    Çağrısı

 

İnsanların,  Tanrının  beklediği  uygarlığa  erişmelerine  daha binlerce  yıl  var

 

Bir siyasetçi her gün TV ekranlarında ülke halkının yarısından fazlasına hakaret ediyor. Terörist diyor, illet diyor, zillet diyor. Benim yaşlarımda bu zat acaba başka bir cumhuriyetin kollarında mı yetişti ? Çocukluğum Aksaray'da geçmişti. O da buraya çok yakın Kasımpaşa'da yaşamış gençliğini. Belki bir kaç kez kalabalık sokaklarda karşılaşmış bile olabiliriz. Ancak aramızda daha o çağları kapsayan temel bir fark var. Ben İmam Hatip lisesinde okumadım. Bakırköy Lisesi Fen bölümünü bitirdim ve karma sınıfta yani kız erkek karışık okuyorduk. Sınıfın yarısı kız öğrencilerden oluşuyordu. Bu kızların yüzde yetmişi de film yıldızı olacak kadar güzeldi. Aşık olduğum, şiirler yazdığım ve gönül ağrıları çektiğim yıllardı. Sevdiğim kız aynı koridorun başındaki edebiyat sınıfındaydı. Ders zili çaldığında sınıfına girmeden önce kapının yanındaki panonun camına bakarak saçlarını düzeltirdi. Ben de koridorun öteki ucundan onu izlerdim. Bakışlarımız karşılaştığında kalbime bir hançer saplanmış gibi olurdum. Eğer sınıfta bir de sakallı bir imam elindeki sopayı sallayarak dualar eşliğinden cehennemi anlatıyor olsaydı güler geçerdim. İmam Hatip'teki hayatı düşününce aynı çağın  bu çocuklarına acıyorum ! Belki de bu günkü davranışlarının izleri o günlere kadar uzanıyordur.

 

Çağımızın insanını anlamak mümkün değildir. Hayvanlara işkence yapan, kendinden zayıf ve aciz kadınları öldüren, çocuklarını bile sevmeyen, her an bir kötülük yapmaya hazır bu yaratıklar ayrıca bizim kaderimizi de tayin ediyorlar. Büyük çoğunluk eğitimsiz bir kütle ve dogmatik konulara karşı çok duyarlı. Cuma namazına son model arabalarla gidiyor ve imam gelene kadar elindeki akıllı telefonla zaman geçiriyor. Kullandığı şeyleri icat eden ve geliştiren başka dinlerden insanların cehenneme gideceğine inanıyor. Kendisi ise namaz kılarak cennetteki hurilerin sahibi olacağına öylesine inanmış ki, bu dünyada mutluluk için çırpınan insanları küçümsüyor. Kafası sakat ve genelde eğitimsiz bu kitleleri kandıran siyasetçiler de beyinlerdeki yangını körüklüyor. Komşusu olan diğer insanların zillet olduklarını durmadan bağırıyor. Dinlerin amacı insanlara doğru yolu göstermeleri ve onların ruhen huzurlu olmalarını sağlamaktır. Oysa dinlerin uygulanması insanları birbirine düşman yapıyor.

 

İnsanlar için ilahi ışığı görmeleri ve hissetmeleri için zaman daha çok erken. En eski uygarlık olarak eski Mısırlıları gösterirlerdi. Piramitlerin kurgularından bile tanrısal anlam çıkaranlar vardı. Sonra yakın zamanda bir gün Göbeklitepe bulundu. Uygarlık tarihi on bin yıl daha eskiye gitti. Ancak, yine de gerçek uygarlık için zaman daha çok erken. Uygarlık uzaya astronot göndermek hatta Ay'a iniş yapmak değildir. Uygarlık öncelikle eğitim yaparak bilimi öğrenmek ve kurallarını hayata uygulamaktır. Bunların sunduklarını kullanırken ruhen huzurlu ve mutlu olmaktır.

 

 TV'lerde başını BBC'nin çektiği belgeseller yayınlanıyor. Alaska'nın uçsuz bucaksız vahşi doğasında yaşayan insanların hayatlarını yansıtıyorlar. Bu bir avuç insan varlıklı sayılırlar. Issız ve uzak yerlerdeki evlerinde her türlü donanım var. Kar kayakları, buldozerleri, her türlü silahları ve araçları kullanıyorlar. Uçakla ısınmak ve elektrik elde etmek üzere yakıt getirdiklerine göre paraları da bol. Şimdi bu insanların karınlarını doyurmak için avlandıklarını düşünün. Akıl almaz tuzaklar ve silahlar kullanıyorlar. Motorlu kızaklarla dağlara çıkıyor ve hayvanları arıyorlar. 300-400 metre uzaklıktan dürbünlü tüfeklerle kar tavuklarını, geyikleri, kunduzları, yaban kazlarını hatta ayıları vuruyorlar. Hayvanları parçalarken söyledikleri bir de söz var : "Bana bu gıdayı sağladığı için vurduğum hayvana saygı duyuyorum..."

 

Vahşetin çağrısı adlı romanında yazar  Jack London doğanın acımasız şartlarındaki hayvanların mücadelesini anlatmıştı. Çağımızda ise vahşetin çağrısı artık insanları hipnotize ediyor. İcat edilen her şeyde bir katliam vurgusu var. Üstelik buna gerek de yok. Varlıklı insan uçakla Alaska'nın ıssız yerlerine mazot getiriyor. Sonra karnını doyurmak için zavallı hayvanları öldürüyor. Oysa uçakla her türlü yiyecek malzemesini getirmesi de mümkün. Tuzakla avladığı hayvanların derisini dikkatle yüzüyor ve modern dünyaya satıyor. Bunlardan yapılan mantoları da ne kadar ruhu çirkin ve medeni olmayan yaratık varsa satın alıp giyiyor. Aslında insanın içinde bulunduğu durumu iyi analiz edemezsek gelecek umudumuzu yitireceğiz. İnsan henüz Tanrısının ona gösterdiği uygarlık aşamasına gelememiş yaratıktır. Uygar olmasına daha binlerce yıl var !   Siyasetçilere de bu gözle bakın.

 

Yücel Sügen

01 Mart  2019

 


 

 

 

Balinanın   Öcü

Titanik batarken güvertedeki orkestra boğulanlar için müzik çalıyordu

 

Türkiye'nin tuhaf bir kaderi var. Yaklaşık her 10 senede bir büyük bir devalüasyon yaşıyor. Halk dilinde parası pul oluyor. Bunların geçmişteki en önemli olayı 1958 yılında yaşanmıştı. Dolar 2.80 TL den 9.00 TL olmuştu. Daha sonra 1970, 1980,1994  ve 2001 yıllarında yine paramız pul olmuştu. En son da 2018 yılında felaket yaşandı. Ekonomik kriz patladı ve günümüzde çarşı ve pazarı yangın kapladı. Hala dünyadan habersiz bir takım insanlar pazarda ıspanak yüz lira bile olsa oyumu ona veririm diye bağırıyor. Sanırım Mars'tan dünyaya düşen uzaylılar bunlar. Dünyayı ele geçirmeye Türkiye'den başlamakta kararlılar.

 

Neden bu ülkede paramızın pul olması hep aynı tür iktidarlar zamanına rastlıyor ? Bütün devalüasyonları gören ve yaşayan birisi olarak  ekonominin bozulma zamanlarında sadece paramızın pul olması değil aynı zamanda çok büyük dolandırıcılık olaylarının yaşandığını da gördüm. Turgut Özal zamanında banker olayları patlamıştı. Son yıllarda Deniz Feneri ve İhlas olayları ve Çiftlik Bank hadisesini gördük. Neden bunlar hep  benzer siyasi rejimlerde oluyor ve halk sessiz kalıyor ? Astrolojik olarak nedeni Türkiye'nin Vedik Mundane haritasında görebilirsiniz. Bu haritada ekonomiyi temsil eden 2.ev Yengeç burcunda yerleşmiş. Bu ev Ketu'dan görünüm alıyor. İşte başımıza gelenlerin kozmik açıklaması budur. Gölgeli gezegen Ketu aynı zamanda dolandırılmaya hazır bir halk şuuru oluşturuyor. Neden ciddi bir reaksiyon gösterilmiyor ? Neden halk gerektiğinde bir balina kadar bile duyarlı davranamıyor ?

 

Çoğunluk  Herman Melvielle'in dünyaca ünlü romanı "Moby Dick" hakkında bir şeyler bilir. Kitabı okumayanlar bile filmini izlemişlerdir. Kitapta Kaptan Ahab'ın Moby Dick adlı balinanın peşinden giderken yaşadığı macera anlatılır. Pek çok insan bu kitabın gerçek bir denizcilik olayından ilham alınarak yazıldığını bilmez. Gerçekten de Balina avcısı bir gemiye saldıran ve batıran bir Balina vardı.  1799 Yılında Nantucket'de inşa edilen "Essex" adlı balina gemisinin bir seferinde, 20 kasım 1820 günü  Güney Pasifik okyanusunda yaşanmıştır. Bu bölgede bende seferler yaptığımdan balina sürülerini zevkle izlemiştim.  İspermeçet balinası avlayan geminin bir kısım personeli denizdeki sandalların içindeyken bir balina gemiye saldırmış ve koca yelkenli gemiyi batırmıştır.  Bu olaydan önce denizdeki avcılar balina avlamak üzere 3 tekneyi deniz indirmişlerdi.  26 m. boyunda büyük bir Balina Essex'e iskele (sol) tarafından çarparak büyük bir yara açmış ve tekrar saldırıp gemiyi batıracak hasarlar oluşturmuştur.

 

Essex Pasifik sularına gömüldükten sonra 3 yelkenli sandal ile en yakın karaya 4000 km mesafede yolculuk başlamıştı. İki ay içinde yiyecekleri tükenen personel denizcilik tarihinde ilk defa yamyamlık olayını yaşadılar. Ölenlerin etlerini yiyerek hayatta kaldılar. Kurtulan bir avuç denizci nisan 1820 başında evlerine dönebildiler. İşte bu gerçek olay daha sonra Herman Melvielle'ye ilham verip Moby Dick romanını yazdırmıştı. Ne zaman dünya çapında bir haksızlık olayı öğrensem aklıma hep Essex adlı gemiyi batıran balinanın öcü gelir.  İnsanlık genel olarak her şeyi çabucak unutan balık hafızalı olarak tanımlanır. Felakete giderken bile kafaları çalışmayanlar çoktur. Titanik gemisi Atlantik okyanusunda batarken orkestra güvertede müzik çalıyor ve boğulan insanların son anılarına giriyordu.

 

Yücel Sügen

04 Şubat  2019

 


 

 

2019  : Nostradamus'un  Felaket   Yılı

 

Yeni bir yıla giriyoruz. Türkiye ekonomik kriz kapanında gün sayarken  insanlar, acaba 2019 nasıl bir yıl olacak sorusunu düşünüyor. Bu konuda ünlü kahin Nostradamus kehanetleri Internet sayfalarında baş köşede yer buluyor. Kehanetlerin içinde büyük bir deprem ve yakın komşusu ile savaş olasılığı bile var. Eğer geleceğe doğal afetler gözlüğünden bakarsak Çin Astrolojisinde,  5 Şubat 2019 günü başlayacak kahverengi Domuz yılı gerçekten doğal afetler zamanı sayılabilir. Ancak element olarak su ve toprak unsurlarını kapsadığından doğal olaylar depremden ziyade su baskınları, toprak kaymaları ve kuraklık olarak tanımlanabilir.  Komşu ülkeyle savaş kehanetine gelince bir olasılık bize yerel seçimle ilgili bir macera olabileceğini gösteriyor. Seçimi kazanma şansı azalırsa iktidar seçimden kurtulmak için bir savaş macerasına başvurabilir mi ? Bu soruyu ancak astroloji bilimini kullanarak yanıtlayabiliriz.

 

Türkiye'nin Vedik Mundane haritasında Yükselen Burç İkizlerde yerleşmiştir ve burada  ayrıca natal Ay vardır. Vedik sisteminde transit Satürn bu sırada 17 derece Yay burcunda olduğundan "Kandaka Satürn" adı verilen zor bir süreç yaşanıyor.  Kandaka süreçleri hayatın engebeli ve sorunlu zamanlarıdır. Yaşanan ekonomik kriz ve diğer sorunlar da  bunu doğruluyor. Bu sürecin negatif enerjilerini olumlu Jüpiter görünümü hafifletebilir. Ancak T.Jüpiter de natal Ay'a göre olumsuz sayıldığı 6.evde bulunuyor. O halde 2019 yılına Kandaka Satürn sancıları içinde giren bir Türkiye var.

 

Nisan 2019 başında Ekliptik ekseni (Rahu-Ketu axis) burç değiştirecek. T.Ketu Yay burcuna ve T.Rahu İkizler burcuna girecek.  Böylece Vedik haritanın en duyarlı noktası olan Yükselen Burç ve natal Ay evinde Ekliptik ekseni yerleşecek. Vedik sisteminde  Ekliptik ekseni etkilediği horoskop noktasında büyük hasar oluşturur. Vedik astroloji'de en önemli gezegen Ay olduğundan ortaya müthiş bir tablo çıkar. Kaos, yıkım, zarar, düşüş, psikolojik sarsıntı, pahalılık her şey mümkündür. Bundan önceki Ekliptik İkizler-Yay yerleşimi 18 yıl önce (2001) olmuştu. Bu yıl içinde AKP partisi kurulmuş ve ABD tarihin en büyük terör olaylarını yaşamıştı.

 

Kehanet bilimlerinde açıklandığı gibi dünyadaki ünlü sosyolog ve ekonomistler 2019 yılında dünya çapında büyük ve sarsıcı olayların yaşanacağını ön görmektedir. Bu ülkelerin başında Türkiye'nin bulunacağı da anlaşılıyor. Bu bizim kişisel görüşümüz değildir. Türkiye'nin mundane haritası bunu gösteriyor. Buna göre astroloji yorumu yaparsak ülkemizin 2019 yılında zor  ve sarsıcı günler yaşayacağını söyleyebiliriz. 

 

Suriye iç savaşı başladığında savaştan kaçan sığınmacılar ülkemize giriyor ve bir kısmı da Akdeniz'in soğuk sularında can veriyordu. Suriye'de savaşı Esad'ın kazanacağını çeşitli zamanlarda yazarak yetkililere göndermiştim. Bir denizcilik işi konusunda Esad'ın amcası ile tanışmıştım ve ailenin bu işi başaracak yetenekte olduğunu görmüştüm. Türkiye yönetimi gerçekleri görmedi ve kim bilir ne kadar yüklü maaşlar alan danışmanlar Suriye ile barış içinde bir yolu önermediler. Şam'da namaz kılacaklarını hayal ederken toprak kazanmayı bile düşündüler ! Sonuçta, ABD ile dünya tarihinde savaşarak topraklarını koruyan ülkeler  Vietnam'dan sonra Suriye oldu. Benim ileri sürdüğüm her şey gerçekleşti. Demek ki ünlü, saygın ve yüksek maaşlı danışmanlardan daha doğru şekilde ileriyi görmüştüm. Şimdi de ilgili olanları 2019 için uyarıyorum . Bir an önce Suriye devleti ve başındaki Esad ile barış yapın ve anlaşın. Yoksa kozmik güçler bunun faturasını ödetirler !

 

Yücel Sügen

29 Aralık  2018

 


 

 

 

 

 

Dünyada  Bu  Horoskopu  Taşıyacak  Bir  ülke   Olamaz

 

 

 

 

Her şeyden önce bu bir astroloji yazısıdır ve kurallar klasik astroloji kaynaklarından alınmaktadır. Yani horoskopun tuhaf kurgusu insan eseri değildir ve kimsenin kişileri  suçlamaya hakkı olamaz. Bu kadar rahatsız edici kurguya sahip ve insanın içini karartan bir horoskop taslağını insan istese oluşturamaz ! Buna rağmen  horoskopu beğenen astroloji bilgisi felce uğramış eğitimi sıfır sözde astrologlar (!) olabilir. Bunların ilkokul eğitimi yaptıklarına şüphe ile bakmak gerekir.

 

Bilindiği gibi yapılan son seçimler Türkiye'de rejim değişmesi adı verilen yeni bir sayfa açtı. Bir ülkenin kaderinde önemli bir olay olduğu için yeni sistemin başladığı gün ve zaman için astrologlar hemen Mundane Horoskop kurdular. Bu horoskop yeni sistemin veya rejimin geleceğini gösteren  bir astroloji aracıdır. Yukarıdaki horoskop taslağında görülüyor.

        Eğer bu olayı ve horoskop yansımasını insanlardan biri ayarlamış olsaydı tek kelimeyle meşum bir hata sayılması gerekirdi.  Horoskoptaki astroloji kurallarına göre yansımalardan hangi birini ele alacağımızı şaşırıyoruz ! Mundane horoskopta GÜNEŞ  Devlet Başkanı, Kral, İmparator veya Başbakan temsilcisidir.  Haritada Güneş zararlı evlerden 8.evde yerleşmiştir ve Plüto ile karşıt görünüm yapmaktadır. Bakın astroloji kaynakları Güneş-Plüto görünümü için neler yazmaktadır ; "Bu görünüm yöneticiyi bencilliğe sürükler. Topluma karşı egoist davranır. Gereksiz risklere girer ve beklenmedik sonuçlarla karşılaşır. Bazen saldırgan birisi de olabilir. Aşırı durumlarda megaloman bir diktatör gibi davranır. Bu insan gücün baştan çıkartmasına karşı koyabilecek kadar güçlü olmayan birisidir. Başka insanları kontrol etmek için kendisine bağlamaya veya köle etmeye çalışabilir. Ya hep ya hiç gibi aşırı uçların arasındadır. Kendini aşırı yüceltir. Kuvvetli bir yok etme duygusuna sahiptir. Depresyona yakın olabilir."

 

Güneş-Plüto karşıt görünümün yorumu bu ülkede 50 seneden beri yayınlanan astroloji kitaplarında mevcut olup kimse uydurmamıştır. Mundane horoskopta 2.ev ekonomiyi temsil eder. Ucube horoskopta ikinci evde  retro Satürn ve retro Plüto yerleşmiştir.  Son derece kötü bir ekonomi göstergesidir. Orduyu temsil eden MARS retro (geri) olarak Ekliptik ekseninde ve Ketu (Güney) ucundadır. Mars diğer gezegenlerle o kadar zorlu ve sert görünümler yapıyor ki, ülkenin bir savaşa girmemesi için dua etmek gerekir.

 

Hukuk ve adaleti temsil eden JÜPİTER retro olarak zararlı 12.evdedir. Yükselen Burç Yay olup  ilk derece içinde yerleşerek Anaretik olmuştur. Yükselen Burç yönetici gezegeni Jüpiter olabilecek en zararlı yerdedir. Sağlıksız ve diğer insanlara tuhaf gözüken bir yönetimin göstergesidir. Ayrıca adalet ve hukuk kavramlarını bilinçaltına gömen bir yönetim tarzıdır.  Dördüncü ev çizgisindeki NEPTÜN Başucu (MC) ile karşıt görünüm yapmıştır. Dünyevi konuların uhrevi  görüşle (kafayla) yorumlanmasını gösteriyor. Yaşam evi sayılan 5.evde yerleşen URANÜS hayata bakışın ne kadar kararsız ve ölçüsüz olabileceğini gösteriyor.  Gezegen Ay Düğümleriyle sert kare açılar yapıyor.  Farklı olma ihtiyacını yüksek boyutlarda hisseden yöneticiyi gösterir. Toplumun kendisinin kafasına ve dünya görüşüne göre yaşamasını ister.

 

Halkı temsil eden AY ise zararlı evlerden 6.evde yerleşmiştir. Venüs ile sert kare görünüm yapıyor. Sevgiye, sevmeye ve sevilmeye yabancılaşan kalabalığın ruhu ayrıca Ay'ın Yükselen ile karşıt görünüm yapmasıyla kendi ülkesinde bir düşman gibi yaşamaya zorlanmaktadır.

 

Sonuç olarak böyle bir horoskopu  taşıyacak bir ülkenin olması eşyanın tabiatı kuralına göre çok zor hatta imkansızdır. Büyük olanakları ve yönetme gücünü hatta  bir ülkeyi eline geçirmiş bir kişi astroloji kurallarına bakarak elindekileri vermeye  razı olmayacağına göre  halkın çekeceği daha çok  üzüntü ve pişmanlıklar olacak demektir.

 

 

 

Yücel Sügen

12 Temmuz  2018