MV. BAMBURİ'NİN   İNANILMAZ    ÖYKÜSÜ

 

 

DUBAİ'DE  KALIŞIMIZ  VE  GEMİNİN  İSTANBUL  YOLCULUĞUNA  HAZIRLANMASI

 

Dubai'de limanı kuşbakışı göre bir konumdaki acente ofisinde aynı zamanda armatör olan acente sahibi ile görüşürken ortaya sürpriz bir durum çıktı. Konuşma konuları arasında bariz bir tezat vardı ve bir süre sonra adam bize "Siz kimsiniz ?" diye sordu. Meğer bizim Bamburi'yi o gün limanda beklenen İngiliz armatör Smith'in gemisi sanmış. Bu kadar çabuk dışarı çıkıp görüşmenin sağlanmasını yaptığı hataya bağlamak gerekiyormuş. Bazen işler ne kadar olumu yürüyor. Buna astroloji'de "iyi kader" adı veriliyor. Oysa tamamen gezegenlerin yardımcı olmasına bağlı bir fenomen sayılmalı !

 

Aslında İngiliz armatörün dostu olmamız ve elimizde kartının bulunması durumumuzu pekiştiriyordu. Kısaca gemimizin durumundan bahsettik. İstanbul'a gitmek istediğimizi ve ancak acil yolculuk ihtiyaçlarını karşılayacak durumda olduğumuzu açıkladık. Ticaret kafasına sahip Arap kestirmeden sordu : "Elinizde ne kadar paranız var ?"  Metin de 30.000 doları olduğunu söyledi. Ancak gemide geçerli (valid) hiç bir sertifika olmadığını belirttik. Şöyle bir kaç dakika düşünen Acente bize bir çözüm önerdi :"Arkadaşlar benim çok sevdiğim bir dostum  gönderdiğine göre yardım edeceğim. Dubai limanına bu durumda sizin gemiyi yanaştıramayız. Ancak biraz kuzeyde yapılmakta olan  "Jebel Ali" limanında henüz resmi işler başlamadı. Eğer kılavuz ve römorkör olmadan rıhtıma yanaşabilirseniz sizi oraya alalım. Ben gerekli temasları sağlarım ve size resmen bir doküman sorulmadan işiniz bitene kadar kalırsınız.." Gemiyi Jebel Ali'de rıhtıma yanaştıracağımı belirttim. Bundan sonra gerekli onarım firmaları ve malzeme temin yerleri ile temas etmeyi ertesi sabaha bırakarak uygar bir yerde bir gece geçirmeye karar verdik !

 

Dubai'de acente memuru bizi lüks bir otelin önünde bıraktı. Daha önce telefon edilerek rezervasyon yapılmıştı. Basra'daki cehennem şartlarından sonra hiç olmazsa bir gece klimalı lüks bir otel odasında uyuyacaktık. Önce otelin lokantasında mükemmel bir akşam yemeği yedik. Oteldeki odamızın penceresinden limanda demirli Bamburi gözüküyordu. Serin otel odasında önce duş alıp sonra da pestil gibi yatıp uyumuşum. Sabah nefis bir kahvaltıda tıka basa karnımızı doyurduk. Hızlı bir gün başlıyordu ve Dubai sıcağında koşturup duracaktık. Acentenin gönderdiği bir araba bizi önceden tespit ettiğimiz onarım firmalarına götürüyordu. Makine için gerekli işleri Metin ayarlıyordu. Güverte için önemli konular arasında cayro, oto pilot, radar ve GPS onarımları vardı. Ayrıca soğuk hava donanımının elden geçirilmesi ve gaz çekilmesi gerekiyordu.

 

                              

Dubai-İstanbul yolculuğu için radarın onarılması gerekiyordu

 

Gemi kumanyası ve malzeme satan bir kaç firma ile temas kurduk. Bunların içinde Sarah isimli sarışın bir film yıldızı kadar güzel ve çekici bir İngiliz kadın vardı. Basra'da tanıştığımız İngiliz Smith kadının adını vermişti. Metin ilk görüşte kadına vurulmuştu. İhtiyaç listelerini ben hazırlıyordum. "Yücel her şeyimizi bence Sarah'tan almalıyız" demişti ve durmadan kadının ne kadar güzel olduğunu söylüyordu. Benim kafamda ise Suez'i nasıl geçeriz diye binlerce düşünce vardı ve Metin'in bu kadar sorun varken kadına asılmasını doğrusu anlayamıyordum !

 

Suez kanalının elimizde geçerli sertifika olmadan geçmenin tek yolu vardı. Arap'ların doyumsuz rüşvet beklentilerini gözlerini kamaştıracak şekilde yerine getirmek ! Kanaldan defalarca geçmiştim ve gemiye gelen kanal gözlemci memurları başta amerikan sigarası olmak üzere çeşitli hediyeler almadan işlem yapmazlardı. Her şey tamam olsa da bir şeyler vermek gerekiyordu. Bu sefer onların başka bir şey düşünmelerine zaman bırakmadan çok hediye vererek kandırmayı deneyecektim. Metin gerekirse para da verebilirsin, Suez için 10.000 dolar ayıracağım demişti. Güvenli donanım sertifikasını almak demek büyük paralar harcamak demekti. Zira aradan geçen 8 yıl içinde denizcilikte pek çok şey değişmişti ve yeni anlaşmalar yürürlüğe girmişti.

 

Kanal geçiş masrafları İstanbul'dan arkadaşının sahibi olduğu bir Türk firması tarafından ödenecekti. Metin ile Kaptan Çakmak aynı devre mezunlarıydı. Çakmak Kaptan'ın armatör İhsan Kalkavan ile ortak gemileri vardı. Dubai'den İstanbul'u telefonla arayan Metin,  Bamburi'nin ne kadar iyi kondisyonda olduğunu ve İstanbul'a getirmek istediğini anlatmıştı. Dökme çimento taşıyan özel bir geminin iyi para edeceğini düşünüyordu.

 

Bir kaç yıl önce bir gemiyi sörvey yapmak için Almanya'daki gemi simsarı Zachariessen'in ofisini ziyaret etmiştim. Baba oğul Zachariessen'lerle tanışmıştım. Metin Bamburi'yi satmak için yardımcı olmamı istemişti. Dubai'de acente ofisinde bir teleks hazırladım ve Zachariessen'e gönderdim. Mesajımda Bamburi'nin teknik özelliklerini yazdım. Gemiyi Suez yolu ile İstanbul'a götürdüğümüzü ve orada survey'leri tamamlayacağımızı açıkladım. Satışı için yardımcı olmalarını da ekledim. Kader bazen olayları öyle maharetle birleştirip önümüze sunuyor ki şaşmamak olanaksız ! Meğer bu sırada  Yunan adalarında inşaat işlerini alan bir Yunan firması da dökme çimento taşıyacak bir gemi arıyormuş. Benim Dubai'de bir kaç dakika içinde kaleme aldığım mesajın sonunda Bamburi'nin satışını geçekleştireceğini kimse tahmin edemezdi !

 

GEMİ  KARİNESİNİ   TEMİZLEME   OPERASYONU

 

Dubai'de yolculuk hazırlıkları için temas ederken VHC ile gemiyi aramış ve karine temizleme operasyonu için tankların hazırlanması talimatını vermiştim. Basra-Dubai yolculuğunda ortalama 4-5 mil sürat yapmıştık. Akıntı ve rüzgarın güçlü olduğu yerlerde  düşük sürat başımıza iş açabilirdi. 8 Yıl aynı yerde bağlı kalan teknenin karinasında kalın bir deniz hayvanları kalıntıları vardı. Planıma göre geminin sancak balast tanklarını tamamen boşaltıp tekneyi iskeleye yatıracaktık. Can filikasını denize indirecek ve baştan kıç tarafa doğru bağlanan halatlarla yer değiştirip tüm personeli içine bindirip ellerine vereceğimiz uzun saplı raspalarla karineyi temizleyecektik. Birinci gün iskele tarafı temizlenecekti. Daha sonra Jebel Ali'den çıktıktan sonra yeniden Dubai önünde demirleyerek teknenin sancak tarafını temizleyecektik. Tekne boş olduğundan plan çok iyi çalıştı. Gemi bir bordasına o kadar çok bayılmıştı ki güverte de yürümek bile zor oluyordu.

 

Gemi karinesini kalıntılardan temizlemek için filika hazırlanıyor

 

Dubai'de öğlen yemeğini Sarah ile lüks bir lokantada yemiştik. Güzel ve çekici İngiliz kadın Metin'in aklını başından almıştı. Neredeyse tüm işimizi ve sorunlarımızı unutmuş Sarah ile yatmayı hayal ediyordu ! Kafasından geçenleri bana anlattığı için hevesini iyi biliyorum. Gemide sıcaktan açık havada ve güvertede yerleştirilen iki karyolada uyuyorduk. Gemiye dönüp gece yarısı yattığımızda uzun bir süre uzandığı yerden Sarah'ın ne kadar güzel bir kadın olduğunu ve alacağımız her şeyi onun temin etmesini istediğini anlatıyordu.

 

Dubai'deki demirlediğimiz yerin bir özelliği de balık tutmaya elverişli olmasıydı. Geminin kıç tarafında denize atılan oltalarla durmadan turna balıkları yakalanıyordu. Akşam yemeğimizi yemiştik ama yakalanan turna balıkları kuzinede yağda kızartılıyor ve  yanında çiğ soğan ile servis yapılıyordu. Orada yakalanan Turna balıklarını buzlukta saklamak olanaksızdı. Zira buzluk da çalışmıyordu ve Jebel Ali'de kontrol edilecek yerlerin başında geliyordu.

 

JEBEL  ALİ  LİMANINA  YOLCULUK

 

21 Eylül Çarşamba sabahı saat 08.00'de Dubai açıklarındaki demir yerinden hareket ederek 50 km kuzeydeki Jebel Ali limanına doğru yol almaya başladık. Saat 12.00'de Jebel Ali'de boş bir rıhtıma iskele taraftan yanaşmıştık. Yanaştığımız rıhtımda bir su vanası vardı. Makineden getirilen bir anahtarla vana açılınca neredeyse gökyüzüne kadar yükselen bir şelale gibi su fışkırmaya başladı. Hepimiz akan suyun altına girip ormanlarda zıplayan maymunlar gibi sevinç içinde serinlemeye başladık. Gerçi Metin ile ben Dubai'de otelde banyo keyfini tatmıştık ama personel uzun bir zamandan beri ilk kez su ile tanışıyordu ! Geminin tankları ne kadar temizlense de zift gibi su gelmesini engelleyemedik. İstanbul yolculuğu için plastik damacanalarda bol su almamız gerekiyordu.

 

Jebel Ali'de yanaştıktan sonra bir kaç saat içinde önceden planlanmış onarım ekipleri gemiye gelmeye başladılar. Bir ekip işe başlayınca diğerinin başına koşmak gerekiyordu. Sarah da arabasıyla gelmişti ve benden listeyi almıştı. Bu arada bizi akşam yemeğine götüreceğini söylemişti. Bol miktarda Amerikan sigarası (Marlboro) satın alacaktım. Suez için gerekiyordu. Buzluk onarılmaya başlanmıştı. Sonunda taze et, sebze ve meyve yiyecektik. Onarım işleri ertesi gün de devam etti. İnşası henüz bitmeyen büyük bir limandaydık. Jebel Ali'nin insan yapımı dünyanın en büyük limanı olacağı anlatılmıştı. Gece yapacak bir şey yoktu. Erkenden güvertedeki yataklarımıza uzanıyor ve yıldızlı gökyüzünü seyrederek sohpet ediyorduk. Karyolalar arasındaki konuşmada kimin sesi kesilirse uykuya geçtiği anlaşılıyordu. İlk gece Metin yine Sarah'dan bahsediyordu. "Bu gün lokantada bacağı bana değdi. Gülerek baktı. Garanti benden hoşlanıyor.." diye anlatıyordu. Hayatımda Metin kadar gamsız ve tasasız bir adam görmedim !

 

Jebel Ali'de yapabileceğimiz onarım ve bakım işlerini 24 Eylül Cumartesi akşam üzeri tamamladık. Yolculuk için gerekli işler yapılmıştı ama klima bakımı başarısız olmuştu. Daha çok zaman ve para gerektiren onarım istiyordu. Yolculuk kuzeye doğru devam edeceğinden havalar giderek serinleyecekti. Bu nedenle üzerinde fazla durmadık. Sarah bazı malzemeleri zamanında temin edemediğinden başka bir kumanyacıdan almıştım. Metin bu duruma çok üzüldü. Bana "Sarah'ı senin yüzünden elimden kaçırdım" diyordu !

         

Dubai açıklarında karinenin raspa (temizlenme) işi yeniden başladı.

 

Saat 16.30'da gemiye gelen Kılavuz kaptan ve römorkör eşliğinde Jebel Ali limanından hareket ettik. Rotamızı yeniden Dubai'ye çevirdim. Orada 1 gün daha kalacak ve teknenin geri kalan sancak  karinesini deniz kalıntılarından temizleyecektik. Hala hiç bir geçerli sertifikası olmayan bir korsan gemisi gibiydik. Eğer Jebel Ali gibi resmi işlerin başlamadığı bir liman bulamasaydık başımıza neler gelirdi bilmiyorum ama sertifikaların yenilenmesinin büyük paralara mal olacak onarımlar gerektireceğini İstanbul'da görecektim.

 

25 Eylül Pazar sabahı Dubai demir yerinde can filikasını denize indirip karinenin sancak tarafını raspalarla temizlemeye başladık. Bunun için önce geminin tüm sancak balast (safra) tankları basılıp gemi iskele tarafa yatırılmıştı. Daha sonra baştan itibaren kıç tarafa kadar filika çekilip içindeki gemi personeli ellerindeki uzun saplı raspalarla deniz kalıntılarını kazımaya başladılar. Böyle bir işlemin bize yararlı olacağını görecektik. Basra-Dubai arasında 4-5 knots sürat yapan Bamburi, Dubai-İstanbul yolculuğunda ortalama 10-11 knots sürat yapmaya başlayacaktı. Tam iki mislinden fazla sürat yapmak büyük bir başarıydı. Bamburi macerasında benim için en büyük olaylardan bir tanesi gemi karinesinin temizlenme işiydi.

 

Pazar  akşamı işimizi bitirip saat 17.00'de demir almış ve İstanbul yolculuğuna başlamıştık. Önümüzde gerçekten zorlu bir deniz seferi vardı. Özellikle Suez kanalından nasıl geçeceğimizi düşünüyordum ve uykularım kaçıyordu.

 

İSTANBUL  YOLCULUĞU  VE  SUEZ   KANALINI   GEÇİŞ

 

Bamburi'nin zorlu İstanbul yolculuğunu ve Suez kanalını nasıl geçtiğimizi okumak için yukarıdaki satırı tıklayınız.