MV. BAMBURİ'NİN   İNANILMAZ    ÖYKÜSÜ

 

BAZI    GEMİLER    HAYATA    İKİNCİ    DEFA    BAŞLAR ...

 

BİR     GEMİNİN     KADERİ     İNSANLARIN    DA     KADERLERİNİ     DEĞİŞTİREBİLİR.

 

 

MV.Bamburi Süveyş kanalından geçerken Suez önünde.

 

Size heyecanlı bir denizcilik serüveninde yer alan ilginç bir geminin öyküsünü anlatacağım. Türkiye'de çok şeyin karanlıkta kaldığı bir devrin perdesi aralanacak ve gerçekleri öğreneceksiniz. Aslında burada okuyacaklarınız sadece bir denizcilik öyküsü değildir. Bir geminin yaşamdaki rolünün insanların kaderleri üzerindeki etkisini göreceksiniz. 1980 Askeri darbesine yürünen günlerde Türkiye'deki kanlı olaylar ile bir geminin kaderi nasıl birleşebilir göreceksiniz. Görkemli saltanatlar ve zenginlikler ardındaki gizli kalmış acı gerçeklerin denizcilik ile nasıl örgütlü bir bağ oluşturduğunu, insanları vezir de rezil de eden yazgının bir gemi ile nasıl ilişkide olduğunu okuyacaksınız.

 

Yüksek Denizcilik okulunun 1966 yılı makine mezunlarından olan METİN BENER MV.Bamburi adlı geminin sahibiydi. Daha doğrusu elindeki "Bill of Sale" evrakında sahibi olarak onun adı yazıyordu. Gemi Irak'ın Basra limanına dökme çimento taşıyan ve İran-Irak savaşı patlayınca Zubair limanında bağlı kalan bir tekneydi. Savaşın uzaması üzerine geminin sigorta şirketi açık arttırma ile Malta'da gemiyi satmış ve Metin Bener de ortağının verdiği para ile gemiyi  ucuza satın almıştı. Günün birinde tekne kurtulursa satmayı planlamıştı.

 

METİN  BENER   GEMİYİ   NASIL   SATIN  ALMIŞTI  ?

 

12 Ağustos 1944 tarihinde Adana'da dünyaya gelen Metin Bener  1966 tarihinde Uzak Yol Makine Mühendisi ünvanı ile mezun olup denizcilik hayatına başladığında yolcu gemileri işleten Denizcilik Bankasında çalışmaya başlamıştı. Akdeniz yolculukları sırasında bir Fransız kızla tanışmış ve evlenmişti. Bir kız çocuğu vardı ve boşanmak üzere mahkemeye başvurduğu zaman Marsilya'da yük almakta olan Panama bayraklı MV. Etas adlı geminin kaptanıydım. Metin Bener beni ziyaret ederek İstanbul'a döneceğini ve eşyalarını gemiye almamı rica etti. Daha sonra boşanma davasını takip etmek üzere benim gemimde çalışmaya başladı. Düzenli bir hat üzerinde sefer yapıyor ve ayda iki kez Marsilya limanına geliyorduk. İşte Metin Bener ile eğitim yılları dışındaki arkadaşlığımız böyle başlamıştı.

 

Yıllar geçmiş ve Bener denizden ayrılmış, Tophane'de iş yeri olan gemi onarım firması kurmuştu. Türkiye'de karanlık işlerin ve olayların zirveye tırmandığı 1980 öncesinde adı Interpol bültenlerine geçen "Sarı Avni" lakaplı, 1942 Rize doğumlu Avni Karadurmuş (Musullulu) ile bir gemisinin onarımı sırasında tanışan Bener onun satın aldığı geminin makine işlerine bakmaya başlamıştı. O zamanlar yabancı bandralı gemi sahibi olmak bazı avantajlar sağlıyordu. Özellikle daha serbest ve vergi sorunu olmadan kullanılmaya başlanan gemilerin Türkiye'de işletilmesinde Kaptan Nejat İncediken önemli bir rol oynamıştı. Bu gemilerin ilk bilinenlerinden bir tanesi olan "MV. Dieter" adlı tekneyi Kaptan İncediken ile Almanya'dan birlikte almıştık. Onun büyük bir heves ile atıldığı bu alandaki rolünü başarılı bir denizci, iş adamı ve akıllı bir armatör olmak hırsı yönlendirmişti. Sonunda bu gemiler karanlık işler çeviren insanlar için mükemmel araçlar olmuştu. Metin Bener de yeni tanıştığı Sarı Avni'ye Malta bandralı  gemilerden birisi satın almasını önerdi. İş dostlukları böyle başladı ve gemilerin sayısı giderek çoğaldı. Bener'in,  Kabataş'ta set üstündeki ofisinde denizcilik işletmesi kurulmuştu. Filoda yer alan Panama bayraklı gemilerden birinde ben de bir sefer yapmıştım. Benim gibi YDO mezunu pek çok meslektaşımız işletmede ve gemilerde görev yapmıştı ama daha sonra göreceğimiz gibi MV.Bamburi gemisini Irak'tan çıkartmak için gitmeye kimse ikna olmamıştı !

 

Bu sırada İran-Irak savaşı başlamıştı. MV.Bamburi adlı gemide  Basra'daki özel terminale yanaşıyor ve dökme çimento boşaltıyordu. Şattülarap yani Fırat ve Dicle nehirlerinin birleşip Basra körfezine boşaldıkları alanda deniz mayınlanmıştı. Bu yüzden MV.Bamburi Zubair rıhtımında kısılıp kalmıştı. Personel gemiden ayrılmış ve tekne sigortacılar tarafından satışa çıkartılmıştı. Metin Bener de Sarı Avni lakaplı patron  Avni Karadurmuş'u ikna ederek 250.000 dolar karşılığında yok pahasına gemiyi satın almıştı. Geminin satış belgesi (Bill of Sale) Metin Bener adına hazırlanmıştı.

 

1980'den sonra, İstanbul Mali Polis şubesinin başında olan ünlü polis  Saadettin TANTAN ile Ankara-İstanbul yolculuğumuz olmuştu. Ortak bir dostumuz olan bir avukatın özel arabasında yolculuk yapıyorduk. Tantan bir zamanlar kaçakçılara göz açtırmayan birisi olarak tanınmıştı. Sohpet sırasında söz dönüp dolaşıp 1980 öncesi olaylara gelmişti. Tantan kaçakçılıkta ünlü adamlardan bahsediyordu. Bunlardan bazılarını karşılaştırıyordu. Sarı Avni'den dayanıklığı konusunda övgüyle bahsetmişti. "Bu güne kadar soruşturmada dayağa onun kadar dayanan hiç bir suçlu görülmemiştir" demişti. 1980 öncesi olaylarda sağcı veya solcu denen gruplar her gün birbirlerini vuruyorlardı. Günde 15-20 arası cinayet işleniyordu. Tantan geçmişin soruşturmalarından bahsederken yabancı bandralı gemilerle Sarı Avni'nin Marmara sahillerine büyük miktarda silah ve cephane boşalttığını ve karşılığında yüklenen uyuşturucuyu Avrupa'ya götürdüğünü polisin bildiğini anlatmıştı.  Bamburi gemisini kurtarmaya gittiğimizde Metin Bener'e bu konuşmalardan bahsettiğimde, o da bazı soruşturmalardan geçtiğini üzeri kapalı şekilde anlatmıştı. Bu soruşturmalardan kalan izlere gelince, Irak'da çöl ortasındaki aşırı sıcakta bile günde 1 şişe viski içmesini hatırlıyorum. İşte, MV.Bamburi'nin öyküsü Metin Bener ile Sarı Avni arasındaki iş ilişkisinin sona erdiği bir zamanda başlamıştı. Öykünün diğer ucunda da Irak diktatörü Saddam'ın oğlu Uday  Hussein'in ölüm listesine giren bir akrabam durmaktadır ve burada bir geminin ikinci yaşama başlamadan önceki mistik yazgısının kimleri etkilediğini göreceğiz !

 

SADDAM'IN  OĞLU  UDAY'IN  MV.BAMBURİ  İLE  KESİŞEN   KADERDEKİ  ROLÜ  NEYDİ  ?

 

Akraba olduğum Safa Doğramacı Irak'da yaşayan Kerkük kökenli bir mimardı. İTÜ'den mezun olmuş ve eğitim sırasında ilk eşimin teyze kızı ile tanışıp evlenmişti. Bir erkek çocuk babasıydı ve ailesi ile Bağdat'da yaşarken B.Holding adlı Türk firmasının danışmanı olmuştu. Holding patronu sefahat düşkünü bir iş adamıydı. En güzel kadınlardan birini sekreteri yapar ve bir süre birlikte yaşardı. Bir gece Safa ile birlikte Bağdat'ın en ünlü gece kulüplerinden birine gittiler. Safa yalnızdı ama patronun imam nikahlı sekreteri yanlarındaydı. Bir ara ortalık karıştı. Saddam'ın büyük oğlu Uday yanında korumalarıyla bir ordu gibi salona girmiş ve masaya yerleşmişti. Uday da sefahat düşkünü bir adamdı ve Bağdat'da kötü bir ünü vardı. Holding patronun masasında oturan çok güzel kadına gözü takılmıştı. Kısa zamanda kadının kim olduğunu öğrendi. Hemen onu dansa kaldırdı. Dans sırasında kadına öyle sarılmıştı ki en geniş görüşlü erkek bile buna tahammül edemezdi. Holding patronu iş verici ve hami olan Irak'lı diktatörlere karşı eli kolu bağlı olayı seyrederken Safa masadan kalkıp Uday'ın yanına yaklaştı ve kadının bir Türk'ün eşi olduğunu nazikçe anlattı.

 

Uday Safa'nın uyarmasına çok kızmıştı ama o gece sadece yanından uzaklaştırmakla yetindi. Daha sonra holding patronunun imam nikahlı metresini yanına alarak kulüpten çıktı. Gururu kırılan patron hiç bir şey yapmadı. İmam nikahlı sekreterini boşamakla yetindi !  Aradan bir süre geçmiş ve Uday Safa hakkında her şeyi öğrenmişti.  Eşi ve çocuğu ile bir gece evine dönen Safa'yı kapıda bekleyen bir askeri kamyona bindirdiler ve götürdüler. Hiç bir bilgi alamayan eşi durumu Safa'nın ailesine bildirmişti. Safa'nın ağabeyi Irak ordusunda albay rütbesinde bir askerdi. Onun sayesinde Safa'nın bir askeri hapishanede tutuklu bulunduğunu öğrendiler. Yapılan girişimler sonunda Safa'nın hayatı kurtulmuştu ama daha korkunç bir sona hazırlanıyordu. Askerliğini bedelli olarak yapmış olan  genç adamı yeniden askere aldılar. Mayın temizleme birliğine atandı ve cepheye gönderildi. Birliğin namı büyüktü ! Tüm Saddam karşıtları ve rejim düşmanları mayın birliğine gönderiliyordu. Birlikte avukatlar, doktorlar, öğretmenler ve mühendisler gibi yüksek eğitim görmüş pek çok Saddam muhalifi vardı. Birliğin askerleri için ölüm mutlak bir kaderdi. Irak-İran savaşında cephedeki her yer mayınlıydı ve bir gün mayın temizlerken Safa'nın önündeki adam havaya uçmuştu. Safa adamın sadece belideki kemerin elinde kaldığını ve terden elinin sırılsıklam olduğunu hatırlıyordu. İlk fırsatını bulduğunda evine bir mesaj gönderdi. "Burada öleceğim. Beni ne yaparsanız yapın ama kurtarın" diye yazmıştı.

 

Safa'nın eşi ve çocuğu İstanbul'a dönmüşlerdi. Çeşitli kaynakları yokladılar. Uzaktan akraba olan YÖK Başkanı Doğramacı'ya bile başvuruldu. Ama sonuç olumsuzdu. Irak'dan Türkiye'ye akaryakıt taşıyan bir kara tankerini kiralayıp deponun içine özel bir bölme inşa ettirmeyi planladılar. Safa'yı bu  tank bölümü içinde Türkiye'ye kaçırmayı planlamışlardı. İşte bu sırada Irak-İran savaşı sona erdi. Taraflar Cenevre'de toplanıp barış görüşmelerine başlamışlardı. Saddam Basra körfezinin hemen gemi trafiğine açılmasını ve dünyaya oranın sahibi olduklarını gösterilmesini emretmişti. Hala mayın temizleme birliğinde görevli olan Safa'ya da iyi bir ressam ve grafikçi olduğu için savaştaki Irak zaferlerini (!) gösteren eserler yapması emredilmişti. Eserler büyük bir askeri sergide halka açılacaktı. Safa bu emrin hayatının son işi olduğunu ve mayınların yapamadığını Uday'ın bir katilinin yapacağını tahmin ediyor ve kurtarılacağı günü bekliyordu. Bu arada yapımını üzerine aldığı 10 parça eserin çalışmasına başlamıştı. İşte bu noktada kaderin oyunculuğu elini uzatarak tam 8 sene limanda ölüm uykusunda kalmış bir gemiyi devreye sokuyordu.

 

 

BAMBURİ'Yİ  IRAK'DAN  KURTARMAK  ÜZERE   YOLA  ÇIKIYORUZ..

 

1988 Yılının sonbaharına doğru Irak-İran arasındaki savaş sona erdi ve taraflar Cenevre'de barış görüşmelerine başladılar. Basra'nın Körfezinin kullanılmasının Irak hakimiyetinde olduğunu dünyaya göstermek isteyen Saddam Hüseyin savaşta Basra limanında kalmış tüm gemi sahiplerine haber göndermiş ve gemilerini alabileceklerini bildirmişti. Oysa bu sırada Şattülarap'ta hala yüzlerce deniz mayını vardı !

 

Metin Bener Bamburi'nin geri alınabileceğini öğrenince bu işi başaracak bir ekip kurmaya karar vermişti. Makine personelini bulmuştu ama Kaptan olarak kimse böyle bir serüvene katılmayı istememişti. Eylül başında  ailecek karavanla çıktığımız yaz tatilinden İstanbul'a dönmüştük. Bir kaç gün sonra  Metin Bener telefonla aradı. Zincirlikuyu'daki bürosunu sattığını ve  bu para ile gemiyi kurtarıp Pakistan'da hurdacılara satmayı planladığını, ekip oluşturduğunu anlattı. Kaptan olarak benim katılmamı istediğini belirtti. Aslında işi kime teklif ettiyse geri çevrilmişti ve ben onun son umuduydum !

 

Böyle bir teklif aldığım sırada Safa'yı Saddam esaretinden kurtarmak için tanker projesini ele aldıklarını ve bu konuda çalışmalar yaptıklarını biliyordum. Aile bireylerine bunun son derece zor ve tehlikeli bir proje olduğunu anlatmıştım. Bamburi aniden ortaya çıkınca Safa'yı Irak'dan kurtarmak için mükemmel bir fırsat sunduğunu görmüştüm. Metin Bener ile Tophane'deki atölyesinde buluşup detayları konuştuğumuz gün teklifini kabul ettiğimde asıl amacım Safa'yı Irak cehenneminden kurtarmak olmuştu. Metin Bener daha önce birlikte yaptığımız işlerde sözünü çabuk unutan  bir meslekdaşımızdı. Bu nedenle bana yaptığı Bamburi kurtarma işindeki ortaklık teklifini kabul etmemiştim. Sanırım bu projede kayıp olasılıklarını düşünerek zararın yarısını kurtarmak için böyle bir öneride bulunmuştu. Ben iş yapmak ve para kazanmak yerine Safa'nın kurtarılmasını düşünüyordum. Irak ordusundan bir adamı kaçırmak kolay olmayacaktı ve son derece tehlikeliydi. Bunların olduğu süreçte Irak'da bir İngiliz casusluk suçu ile tutuklanmış ve idama mahküm edilmişti. İngiliz Başbakanı bile onu kurtarmak için devreye girmişti. Bamburi'yi savaş alanı olan Basra'dan nasıl çıkartacağımızı, geminin aradan geçen 8 senede hangi performansta olduğunu bile bilmiyorduk. Belki de bombalarla vurulmuş yaralı bir gemi bizi bekliyordu ?

 

Gemide en fazla gerek duyulacak yedek parçalar, alet ve donanımlar, kuru kumanya hazırlanarak bir otobüs kiralandı. Otobüs bizi İstanbul'dan alarak Basra'da  Zubair terminaline kadar götürecekti. Gemi personeli olarak 8 kişiydik. Ayrıca armatör bir aileden olan ve Metin Bener'in arkadaşı olan Cafer Asım Karahasan bizimle gelecekti. Cafer sefere serüven yaşamak için katılıyordu ! Toplam 9 kişi olmuştuk.

 

5 Eylül 1988  Pazartesi gecesi 23.30'da Tophane'de yüklenen otobüse bindik ve bizi Basra'ya götürecek yolculuğa başladık. Daha gecenin ilk saatleriydi ve Metin Bener 1 şişe viskiyi bitirmişti. Otobüs şöförü sarhoş muhabbetinden rahatsız olmuştu. Otobüsü kenara çekti ve yola devem edeceksek içkiyi kesmeyi önerdi ! Metin için yapacak bir şey yoktu. Mecburen içki şişesini sakladı ve uyumayı denedi. Aslında evrende her olayın ve her girişimin kozmik bir nedeni vardır. Doğaüstü konulara meraklı olan okurlar yolculuk başındaki Horoskop Görünümleri sayfasını ayrıca inceleyebilirler.

 

M.V. Bamburi'yi Irak'dan kurtarmak için girişilen serüvenin devamını aşağıdaki satırı tıklayarak okuyabilirsiniz. Diğer sayfalarda yer alan konular satırlarda belirtilmiştir. Tıklayarak sayfalara ulaşabilirsiniz.

 

MV. BAMBURİ  İÇİN    IRAK   YOLCULUĞU  VE    GEMİYE   VARIŞ

 

Safa'yı Irak'tan Kurtarma operasyonu

Basra'dan çıkış ve Dubai yolculuğu

Dubai ve İstanbul yolculuğu için hazırlanma

Süveyş kanalını geçiş

İstanbul'a varış ve sonraki olaylar